Sabah erkenden kalktım. Ezanı duydum, Haydar Paşa Camii
minarelerinden. Evimin penceresinin yana kaçan cephesinde bir ev var.
Yaşlı bir teyze, bu evde her gün sabah saatlerinde lambalarını yakıyor. Işığı
hemen alıyorum. Beni de uyandırıyor. Sanırım namaza kalkıyor. Bense gökyüzünü
izleyerek dinlenmeyi sevdiğimden, perdeyi açık bırakıyorum. Karşı tarafta
apartman yok. Bu yönden rahatım.
İstanbul, yağmuru özlemiş. Tan zamanı camlarım tıpır tıpırdı. Ve
işte tamda kitap, yazı vaktiydi. Okumada iki kitap bitirdim bugün (Batıcı
entelektüellerimiz, Keloğlan’ın kösesi gibiler), yazmada üç yazı. Yazmam daha da devam ederdi aslında, yazdığım şey
güzel ve tatlı bir üslupla geldi. Gökçe diyeyim size. Ama vücudumun da hakkı
var, deyip kalemi bıraktım.
Kalemle yazmayı seviyorum. Dünyada hayat başlarken
insana verilen o ilk malzemelerle yaşama idrakini de.
Yeprem Türk