Önce Ali Haydar Haksal'dan başlamak istiyorum.
Yediiklim dergisinin genel yayın yönetmeninden, daha doğrusu sahibinden. Milli Gazete'deki köşesinde sağcılık belası yüzünden Amerika emperyalizminin güdümü altına
giriyoruz diyor, Haksal. Oysa sağcılığın kapitalizmle, Amerikayla bir alakası
yoktur. Sağcıları Amerika'ya yanlı; solcuları Rusya'ya yakın görmek
isteyenlerin bir arzusu bu. Bizim tarihten hatta Kur'andan ilham alarak gelen
sağ bir toplum oluş durumumuz var. Yani
Sol tandanslı bir toplum olduğumuz söylenemez, söylenmemiştir de. Sağ
kavramı bize kadim bir derinlikte gelir. Örneğin Kur'an'da amel defteri sağdan verilenler, güzide toplumlar
olarak addedilir. Aynı kaynaktan yola çıkarak, sağ olgusu birçok alimimiz tarafından bu amel ve
temel üzere açıklanmıştır. Bu anlayış İbn-i Arabi'nin kitabında şöyle
yorumlanır. 'Sağ taraftakilerin bu ruhaniyetten nasipleri: Ona uymalarıdır.
Sünneti ve getirdiği şeriati ile amel etmeleridir. Ashab-ı Şimalin, solakların
da o yüce ruhaniyetten aldığı nasipleri vardır. O nasipse: Dünyada himaye
görmeleridir. Bir de peşin azaptan
kurtulmaları. (Şeceret'ül Kevn). Gördüğünüz gibi İslam insanı meşruluğunu
sağa yakın olmaktan kazanmaktadır. Sağ dediğimiz şeyin Amerika ile falan ilgisi
yoktur. Gerçi bu tür kavram sapmaları, üzerine iyi bir araştırma yapılmayı hak
ediyor. Ancak bu, çok geniş bir zaman ve
dikkat isteyen bir şey. Bazen bunlar kasten de yapılıyor gibi geliyor bana. Ya
da meseleyi tam kavramadan konuşuyoruz.
Örneğin Ali Haydar Haksal'ın Afrika'ya binlerce su kuyusu açan, Bosna'da bilmem kaç camiyi restore eden, oraya
yardım akıtan ve milyonlarca Suriyeli göçmene milyarlarca lira harcayarak ev
sahipliği yapan Türkiye'yi Türkçülük yapıyor diye suçlaması da buna benzerdir.
Gerçi Ali Haydar Haksal, bu tavrıyla kalbimizi çoktan kırmıştır, ama yine
de...işte...Buna cevabı Üstat Nuri Pakdil'in bir tweetinin manası ile verelim: Ülkeme yapılan haksızlığa dünya nasıl dayanıyor, anlayamıyorum.
Ali
Bulaç, anmamız gereken ikinci isim.
Devletle, milletin değerleri ile güreşen adam. Ak Parti'yi iktidara taşıdı diye milletimizin
davasından çok İrancılık güden zat. Osmanlı Padişahlarına olmadık
hakaretler eden kişi. Devlet
kavramını, köşesinde ayıplar kavramına dahil etmiş. Yani neredeyse devlet için necis demek gibi
bir şeydir bu. Enfal Suresi'nde 'Hem,
Allah'a ve Rasulüs'ne itaaten ayrılmayın ve birbirinizle çekişmeyin-sonra
içinize korku düşer (güç) ve devletiniz elden gider- ve sabırlı olun; çünkü
Allah sabredenler beraberdir' (46).
Devlet necisse , Allah ona sahip çıkmayı biz insanlara neden salık versin?
İran'a
gelince. İran kapalı bir köy ülkesidir.
Madem 1979 devrimi İslam devrimidir. Bu devrimin sanatı, şiiri, üretim
biçimi, ekonomisi, siyası tarzı, mimarisi nerededir? Yok. Ali Bulaç, önce, Türkiye'nin gerçeklerini ve tarihi derinliğini sildi, İslamcılık birikimi
vasıtasıyla Türkiye'yi Endülüs hayaline
bağlı bir il şeklinde düşündü. İslamcılığın liderliğini Tayyip Erdoğan ele alınca
İslamcılıktan çark edip bu kez de Türkiye İran'a doğru yürüsün, oraya bağlı bir
site olsun istiyor. Şu aralar şu söz
dillerde dolaşıyor galiba, yabancı bir düşünür söylüyor bu lafı: 'İran İslam
cumhuriyeti ama camiler bomboş, Türkiye laik bir ülke ama camiler tıklım
tıklım'. Laikliğin yerine hoşgörüyü
koyalım ve diyelim ki asıl devrim budur. Doğal bir yolla ve zamanla;
kendiliğinden olan dönüşüm İslam dünyasında Türkiye tarafından başarılmıştır.
Ali
Bulaç, boşa çırpınıyor. Batı'nın gölgesi çoktan Doğu'ya düştü bile. Nasıl mı?
Şöyle. Çin'in karşısına Hindistan'ı; Amerika, Avrupa ve Rusya'nın karşısına
Türkiye, Suud, İran'ı koyun. Bunlar muhteva ve biçimde pek birbirlerine
benzemezler ama yine de ana hatlarla birbirlerini çağrıştırmaktan geri
durmazlar. Rusya'nın Hristiyan dünyaya
uzaklık ve duruşu ne kadar da benziyor İran'ın İslam dünyasına göre olan
konumuna. Üstelik İran'ın devrim dediği şey, Rusya'nın devrimle
anlatmak istediği şeyle çok uygun. Her açıdan zorbalık, kapalılık taşır
ikisi de.
Yani
Avrupa, paranın musluğunu İran'a açtı diye İrancı olmaya gerek yok. Bunlar
musluktur açılır, kapanır. Devrim değil.
Yeprem Türk
