Devletin gözyaşlarını bilirim, insanın
da. Tarihe garip bir perspektif verir, bu durumlar. İnsan ve devlet yürekten gelen duygularının
sağanağı altındalar. Hıçkırıklar
bollaşır, şeytanın kıkırdamaları artar. Mağlubun ıstırabına sınır çizilmez
böylesi bir noktada artık. Varoluşun
kimsesiz köşeleri insanlardan değil Allah’tan ve meleklerden sorulmalıdır. İnsan devleti, devlet de insanı ta ki kalbine
kadar yemiştir. Kalp noktası, bu dövüşte
kılıçların çekilmesine kapalı alandır. Çıplak kalpler ana davada birbirini
tanır. Onlar da öyle yapmıştır. Ama yine
de olan olmuştur. Pişmanlık fayda vermez. Utancın çöküntüsü büyüktür. Çöküntü kendisini fena halde icra edecektir.
Devlet de insan birer kuşlarsa eğer, sahnede derinden yaralı iki kalp ve fitne
fesadın yolduğu tüyler olacak. Devlet kuşu da insan kuşu da sessizdir bu
zamanlarda. Bir milletin dünya üzerindeki tıkırtısı sona ermiştir.
Oysa insan ve devlet birbirlerin namlu
doğrultmayacak kadar yakın ve bağlıdırlar. Birbirlerini esnetecek kadar şiddet
kullanabilirler. Aslında devletin ruhunu yaratan kaynak olan insan daha önce
bunu akıl edebilir. Çeşitli vesilelerle insan ve devlet zıtlaşmasının önüne
geçebilir. Zamana da pay bırakmalıdır. Bürokrasiye kızıp şiddete baş payelik
vermemelidir. Devletin tüm ruh haritasının halkın topraklarını gösterdiği
bilinir. İnsanın alınyazısını taşır devlet çoğu kere. Ama dış etkenler, araya
bir perde sokabilir. Bir medeniyetin bir devletin kıyametini koparmak için
yapılır genelde bu da. Bizde medeniyet adının devlet adıyla zikredildiği görülür. Devlete kast medeniyete kasttır bir şekilde. Tarihi kesmeye iştir.
Devlet ve insan karşılıklı cana kıymadan dönüşümün yolunu bulmalıdır.
Tersi ise can içindeki canın katliamı
gibidir. Çünkü iki güzel aşık, bu zamanda iki bedbaht birer katil olmuştur.
Dava gülü soldurulmuştur. Yargı gülü, toptan bir utancı herkesin yakasına pay
edip takacaktır. Sonrasında ne göğün inmeleri ne toprağın çıkmaları insana
değecektir. İnsanı düşenin devleti, devleti düşenin de insanı tarihin
merdivenini baş eğik inmiştir. Denir ki, zul ve yorgunluklar tarihine merhaba.
Her şey mekanik bir sıradanlığa geçiş yapmıştır. Bütün bu arada, bayağılıklar,
acılar ve pişmanlıklar arasında yürüyen şeyse insan ve devlet için mevzisiz bir
hayattır.
Adem Kalan