2000’lerde dünya,
dijitalleşmeye başlıyor. Teknoloji ve
sanayi iğrentisi vardı, bizden önceki kuşak yazarlarında ve şairlerinde, Nazım
Hikmet hariç. O, doğrudan makineleşmek istiyordu. Diğerleri
onunla ahlakî bir temelde buluşamadılar. Şimdi dijital bir çağdayız. Ben buna
seviniyorum gizlice. Biz, dijitale yatkın bir milletiz. Çünkü dijitallik fıtrat bakımından bizim gibi
bir şey, dervişçe. Teknolojinin belki de en güzel yerine doğru gidiyoruz.
Dijital, teknolojinin erencesi gibi. Ağır sanayi ve teknoloji çağı sertti,
insanları eziyordu, onların ormanlarını kesiyor topraklarını kirletiyordu.
Dijital, teknolojiyi bu tutumundan vazgeçiriyor gibi yavaş yavaş. Asya insanına
yakın bir fıtrat gösteriyor da. Ancak dijital çağ da bizi bu kez sertliğiyle
değil duygucu ve hazcı yanlarımızdan vuruyor. Kırılgan, Kristal benzeri,
tebeşir tozu gibi uçucu kişilikler meydana getiriyor. İnsanı yumruğuyla değil,
zevk verici taraflarıyla dövüyor. 2000 sonrası yazılan şiir bu nedenle oldukça
naif, kırılgan ve mistiktir. Yeni çağın başlangıcında da bu tavır var. Ve
şiirinde de.
2000
sonrası kuşakların bir kısmı bir yönüyle çok rahat bir nesil. Şiirdeki rahat
söylemeyi de bu tembelliklerinden dolayı suistimal etmişler. Zihnen kendilerini
bağımsız hissetmeleri, onların Türk şiirinin derin birikimini elden ve gözden
geçirip onlara yeni çağa göre yorumlar katmanın sorumluluğundan kaçmalarından
kaynaklanıyor. Bu şairler genelde biçimle uğraştılar.
2000
sonrası şiir yazan şairlerde diğer yandan minimal ve zeki bir aydınlanma da
var. Bu aydınlanmanın kaynaklarını şu
şairler oluşturur. Akif, Necip Fazıl
Kısakürek, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sezai Karakoç, Osman Serhat Erkekli, Cahit
Zarifoğlu, Turgut Uyar, İbrahim Tenekeci, Yücel Kayıran, Cahit Koytak. Bu
kaynaktan doğan güçlü şiirler bulunuyor.
Doğal olarak gelişen şiir, burada.
Diğer
yandansa Akif, Tevfik Fikret, İsmet Özel temelli Neo-epik şiiri takip ederek
gelen yeni kuşak toplumcuların olduğu söylenebilir 2000’ler şiirinde.
Hece
şiiri, 2000’lerde, doksan kuşağındaki hızını devam ettiremedi.
İroni
ve deformasyon şiiri, iki bin sonrası kuşaklarda da devam ediyor. Asaf Halet Çelebi, Orhan Veli ve İlhami Çiçek
şiiri besledi, bu geleneği yeni kuşaklarda.
Asaf Halet Çelebi de bir Hallac geleneği bir Cüneydi Bağdadî
çizgisindedir. Ve Hallac ve Bağdadî şathiyeleriyle gelen bu kanon Asaf Halet
Çelebi’de belli belirsiz ironiye dönüşür. Ah Muhsin Ünlü’deyse bu damar,
deformasyonla iç içe geçer. Asaf Halet Çelebi’yi ve Orhan veli’yi birlikte
harmanlamıştır, Ah Muhsin Ünlü. Özellikle İlhami Çiçek’in yarım bıraktığı şiiri
sulandırarak da olsa tamamlamıştır, diyebiliriz Ah Muhsin Ünlü için. Bu çizgide
ilerlemek isteyen yeni şairler ise bu ironiyi espiriye ve argoya dönüştürüyor.
Marjinalleştiriyor. Bu kanonun hızı kesiliyor 2000’lerde. Gelişigüzel, dağınık, samimiyetsiz şeyler
okuyorum onlardan daha çok. Ukalâ bir üslupları var. Bu şairlerde bir patetik
çukurlaşmanın olduğu da bir gerçek.
Yeprem Türk ( Kuruluş, Sayı 36'dan)