23 Nisan 2021 Cuma

naat ya da münacat gerçeği örter mi

Turgay Demirel, Olağan Şiir sayı 18’de Sezai Karakoç’un metin evrenini eleştirmiş. ‘Edebiyat Yazıları'nda ak ya da karayla karşılaşıyoruz, gri yok. Doğrular belli, yanlışlar belli ve kavramlara yüklenen anlamlar belli' demiş. Sezai Karakoç’un yazılarının kesin hüküm vermesinden şikayet etmiş. Bunun sebebi Sezai Karakoç’un ‘Kur’an şairi’ olmasıdır. Çünkü Kur’an’da da doğru belli, yanlış bellidir. Hüküm mutlaktır. Bu durumun herhangi bir ideoloji ile ilgisi yok. 

Daryush Shayegan’ın Yaralı Bilinç’ kitabından şu pasajı aktarıyor, Demirel. ‘Jagues Bergue, Arap dilindeki ayırıcı niteliğe atıfta bulunurken haklı olarak şöyle der: ‘Her bir sözcüğünün sonu Tanrı’ya varan Arap dili,  gerçeği kavramak için değil, örtmek için doğmuştur. (S. 14)’  Ve Sezai Karakoç’un benzer şeyi yapıp yapmadığına bakıyor. Şairin samimiyetinin böylesi bir dil örtüsünü engellediğini söylüyor. Oysa Sezai Karakoç'un, şiirin ufkunun naat olduğunu belirtmesi her sözcüğünün sonu Tanrı’ya  ve Peygambere varan dil gerçeğine bir atıftır. Karakoç’un ve şairlerin metinler arası ilişkisi farklıdır. Okuyucuya yazar adı, kitap ismi, sayfa numarası vermez. Onu senin bilmeni ve bu ilişkiyi  kurmanı ister. 

 Turgay Demirel, Sezai Karakoç’un kesin hükümlülüğünden dert yanar. Oysa, Jagues Bergue tarafından dillendirilen ‘Her bir sözcüğünün sonu Tanrı’ya varan Arap dili,  gerçeği kavramak için değil, örtmek için doğmuştur.’  cümlesi de şüpheye yer bırakmaz bir eminlik peşindedir.  

Son tahlilde her bir sözcüğünün sonu Tanrı’ya varan Arap dili gerçeği örtmüş müdür, biz ona bakalım.  Açıkçası Jagues Bergue bu hükmüyle çuvallıyor. Neden? 

Endülüs medeniyetinde meydana gelen felsefî birikimin, Farabî ve İbn-i Sina felsefesinin yetkinliğinin kökünde her sözcüğünün sonu Tanrı’ya varan Arap dili, şiiri vardır.  İlk defa Yunan düşünce ve felsefeyle karşılaşan İslâm âlimlerinin Grek birikimini kendi düşünceleri içine dolgu olarak katabilmeleri, öncesinde zirveye çıkmış Arap şiirinin bu tavırla yarattığı imkânlarla olmuştur.   Her sözcüğünün sonu Tanrı’ya varan Arap dili, şiiri ilim dili haline gelmiştir. Hakikati örtmemiş daha da aralamıştır. 

Bir de her sözcüğünün sonu Tanrı’ya  veya Elçi'ye varan yani ufkunu münacat ya da naat olarak gören Arap dili eski Grek felsefesiyle ilgilenmiş de neden kelimelerinin sonu genelde tabiata çıkan eski Grek şiirine pek yüz vermemiştir, açıkçası o şiiri geri addetmiştir. Ufkuna na’tı, münacatı alması olamaz mı?  

Yeprem Türk


22 Nisan 2021 Perşembe

ömür çelebi

 

Severim 

Varlığımın Hira’da olan kulağını

Bana koltuk değnekleriyle gelse de rızkımı

Seviyorum anneyi babayı cennetteki belde adları gibi söylemeyi

Sadece Allah’ın yağmurunu değil yasasını da  istemeyi 


Bineğimi bekanın yoluna sürmeyi

Fanilik tarlasında, ol üstünde

İncir, erik, kavun izlemeyi

Ellerinde lezzetin bavulları

Nereye gider Allah’ın bu tabiattan kulları


Ama sevmem

Tarihin modern insana namerde gider gibi gelmesini

Küfür de sonuçta maziden bir derleme biçimi

Tarihten değil kadimden gelir teoloji

Kâbe’den önce kalp dünyanın ilk evi

Tezin içi her şeyden evvel filozofun kendi içi


Severim sonra elbet kalbime hacca giden aklımı

Tekniği mantığı âlim gönlün başına toplamayı

Ve virdim dünya tatili

Allah’ın gölgesi altında çardağımdır dinlendirir beni

Coşku daim sabah simidi kavrar açlığımın belini

Sanırım yaratılış yapılırken benim ilahim çalınmış

Kalbim Allah’ın memleketi gibi


Sevdim de 

Ağız görmemiş sol elimi

Musallaya doğru giden ömür çelebi’mi 

Tükenmeye çoktan ikna ettim hayatımı

Dirilik ölümün azı

Düşüp kalkmayı insan olmanın tadını çıkarmayı

Kulları kurcalaya kurcalaya içindeki Tanrı parçacığını bulmayı


İşte böyle sevdim söylemeyi

Yukardan üstüne Tanrı ışığı vuran hikâyeyi


Tanrı Parçacığı: Ruh


Y. Türk

21 Nisan 2021 Çarşamba

Maddeler-2

 

13. Ankara kare, İstanbul daire. Beklediğimiz Ankara'nın da tekrar daire haline gelmesidir. Fetihlerin bir anlamı da kareyi daire yapmaktır.

14. Yenilen öç atını nallar.

15. Bugün diyor ki: Dün arkadaşım idi.

16. Emek, siperdir.

17. Çocukluğu tatlı kılan şey hayrettir.

18. Sayarım gökdeleni elin vebali.

19. Yerin atında değildir üstündedir, haram duygusu.

20. Doğa gibi gelmez Ramazan. Bir mevsimi yoktur. Dolaşır varoluşu tüm zaman.

21. Dostum kadı oldu sanki biraz da katı oldu.

22. Uçmak bile düşer.

23. Namaz vakti insanın içine ve minareye birlikte yaklaşır.

24. Allah’ım verdiğin can ne tuhaf, bakması bir ömür yara yerine, namazda bile.

25. Cennetin yeri alın teri.

26. Hediye güne kut verir.

27. 'Çıt pıt' sesin çoluğu çocuğu 'ah' tüm kelimelerin velisi.

28. Gönlüm neyi dilemeli? Dilemenin kemalini.

29. insanlık, ilk insanın eliyle başlayıp son insanın kalemiyle tamamlanacak bir hat gibi.

30.  Serap, gurbetin hilesidir.

32. Acı, insanın ana kaynaklarından biri.

33. Büstlere anlam emanet etmem.

34. Nur, notunu insanın alnına düşer.

35. Günü hep kara koymazlar.

36. Bizim kök ibadette dal ister.

37. Anıların, yokluğundaki kayyumlarım.

38. Bunlar, iyi insanlar işte. Türk halıları gibi ahengini, rengini bulsun diye güneşin yani faniliğin altına dizilmişler. Biraz solmuşlar, eprimişler ama gerçek güzelliklerini de bulmuşlar.

İçlerinde bir geyikli gece varoluşu var. Gece gündüz haftalarca yıllarca göğüste bu ışığı taşırlar; dışarda içerde her yerde bu nurlu gönlü paylaşırlar; yıldır yıldır ayla, güneşle, evrenle.

Bunlarda fazla yeni bir şey yok. Dünyanın en güzel dizesi için hâlâ Yunus’u; kâinatın en güzel konsolu için Davud’u; en güzel uçuş in turnayı; en güzel iyilik için Haz. Muhammed’i (S.A.V.) anarlar.

Kadim insanlar, böyle. Hayatları hep geçip gitmez şeyler üstünde. Daim bir iç kritikte. Namazda ve fende hayatları hep gönül mahkemesinde.

Onlar için önemli olan yaşamak veya ölmek değildir. Bu ikisinde de yerli yerinde olmaktır.

 

39. İyi bir gelecek geçmişi memnun eder.

40. Mabedler, birlik ve öz dolu.

41. Doğal insan yaratıcıyı bilen insandır.

42. Din günü milletimin de günü olsun.

43. Şiirde patronaj mı?  Asla ve asla. Bizim hat bu bakımından Yunus, Akif… Türk şiirinin en gariban çizgisi, ama kalpleri de Allah’ın memleketi gibi.

44. Doğrusu, iktidarın gücünü kullanmak yapıma ters. Paramı kazanırken çok dikkat ederim. Bir şiirimde de dediğim gibi ‘benim yevmiyem alın terimdir.’   Hoş ya iktidarın nimetlerinden faydalanmayan iktidar sahiplerini de tebrik ederim.

45. Rab’bim, bildiğim yerlerden sor bana.

46. Siz Avrupalılar, dinlersiniz Anadolu'yu, gizli gizli, bir terbiye içinde akıp giden bin yıllık plak gibi.

47. İnsanlarınızı sürü psikolojisinde yaşamaya alıştırmayın. Bir parti başkanı ya da bir amigo olarak bundan faydalanabilirsiniz. Ancak birçok kargaşa da bozulma da sürü psikolojisinden meydana gelmiştir. İnsanlarınızın dikkatini çekmeyi öğrendiğiniz gibi dağıtmayı da edinin. İnsanlara sürü halinde değil kendi hallerinde, kendi dünyalarında, kendi işlerinde yaşamayı salık verin. Bu, ümmet psikolojisidir.

48. Bazı anlamlar vardır Malazgirt Harbi gibi, bin yıl geçince daha belirginleşir, görülür ve okunur harfleri.

49. Bilal ezanı, Yunus yazıyı, Veysel sazı...

50. insan, ölüme borçlu doğar. Hayatın her anı bu borcu ödemekle geçer.


                                          Y. Türk

U-


Severdim yeryüzünde yaşayarak Tanrı'ya görünmeyi. Dertlere pek aldırmazdım, acılarıma ve kardeşlerime her sabah günaydın, iyi dünler dilerdim.  Neşemin de bütün ihtiyaçlarını görürdüm. Zenginlik mal çokluğu değil gönül tokluğudur: Kendimi bu buyruğun teorisiyle izlerdim.

Öğlenin sonlarına denk gelen vakit benim en derin en hassas zamanım. Bu anlar dağlarda ya da en azından bir dere kenarında olmayı dilerdim. Tanrı'nın kokusunu alırdım. İğde dallarının, incir yapraklarının sonsuz ıtırlarına kapılırdım. Tabiat kardeşimdir benim. Bu vakti  kalu bela'dan gelen bir yapıt gibi hissederim.  Her insan bir vakte yazgılı mıdır ? Bazen bir şarkı söylerdim gizli gizli. Yaradan da bazı yerlerde şarkıma girer çıkar gibiydi. Böyle anlarda yaşamım mukim, bahtım iyiydi. Üstümde bir imge vardı cennet kesimli, serin sulara eğimli.

Hüzünde din erken kalkar. Maddenin güzel yemişi seccademi severdim. Güneşin doğacağı yere doğru sererdim.  Sonunda serçe kuş olacakmış da uçacakmışım kadar severdim namazımı. Tekbirimi, kametimi dünyaya karşı güçlü tutardım. Trajediyi değil neşeyi tecrübe etmeye çalıştım.

Ama dedim ya dostlar dünya tuhaftı. Merhamet dünyanın omzunda sırmalı bir atkı. Güveler yemişti yarıdan fazlasını.  Yüreğim şunu ölmüş olsa da hiç unutmamalı. Batı'ya hapsolmuştu, yerkürenin Doğu kanadı. Batı finans ağıyla soyardı Doğu'daki tecelli arsalarını. Delerdi de tüfeğin en alt katıyla yoksulun karnını.

Ve günün sonunda ben denen varlık hep kırıldı, kırıldı. Ve bundan yeni bir üslup yarattı.


Y. Türk

ÖMER YALÇINOVA





Osman Serhat Erkekli, Ömer Yalçınova için kendisini tanımam ama yetenekli bir eleştirmen, diyor.
 

Y. Türk

9 Nisan 2021 Cuma

KURULUŞ, MAYIS- HAZİRAN 2021, SAYI 45

 


Kuruluş dışında başka dergilerde artık yazmayacağım. Gönül istemiyor. Benden şiir ve yazı istenmemesini rica ederim. Sadece Kuruluş'ta yazacağım. Bazen de Akatalpa'da.

Dergiyi okuyanlar nerede bulacaklarını biliyorlar. Okumak istemeyenler içinse sorun yok.

iyi okumalar.  


Yeprem Türk

2 Nisan 2021 Cuma

OLAĞAN ŞİİR, SAYI 19 İÇİN

 

Hakkımda dosya yapmış Olağan Şiir, bu sayısında.

Derginin bana ait bir dosya taşıdığı dışarıdan bakınca belli olmuyor. İçine göz atmanız lazım.

Neyse. Ben sadece savunma hakkımı kullanmak istiyorum.

Mahsum Oğrak’ın sanatımla ilgili metnine değinmek istiyorum önce. Mahsum Oğrak, Yeprem Türk’ün şiiri Kurak Bir Toprak’tır, şeklinde bir başlık atmış yazısına.

Olağan Şiir, benden ısrarla şiir isterdi. Ve çoğunlukla şiirimi de ön- arka kapağa veya başa taşırdı. Madem şiirim kurak bir toprak, insan kurak bir toprağı vitrine koyar mı? Ya da ne bileyim dergisine kurak toprak ister mi?

Mahsum Oğrak, imgeye karşı metafizik kavramında diretmemin gereksiz olduğunu, imge gibi metafizik kelimesinin de Batı’dan geldiğini yazmış. Sen oyuncaklarınla oynarken biliyordum ben bunu, çocuk!  Metafizik kavramıyla ilgili ne düşündüğümü benle yaptığın söyleşiden okuyabilirdin. Söyleşiyi bu sayıya koysaydınız okuyucu da bu konuda bilgi sahibi olabilirdi. Sana söyleşiden biraz alıntı yapayım:

Metafizik, benim için bir işin ruhu demektir. Yani maddeyi, sözü ruh yolunda yürütmektir. Metafizik ile yazan kişi imgeye ihtiyaç duymaz. Metafizik, bana şiirin nuru; imgeyse ışığı gibi geliyor. Ama huruç eden nur, ışığı da içine alır. Gene de şiir yazarken tuttuğum yolu inşa eden şey metafizik bile değil, şu an için en yakın kavram o olduğu için öyle söylüyoruz. Şimdilik bu iki kavrama mecburuz. Ne imge ne metafizikti Yunus'a şiir yazdıran. O etki başka bir şey. Gelecekte yeni bir kavram doğabilir, şiirimizi inşa eden cevheri adlandırabilir. Hep nur yardımıyla şiir yazmak istemişimdir.

Yine demiş ki Mahsum Oğrak ‘ Bir diğer kafa karışıklığı aynı şiirlerinde Yeprem Türk,  Allah, Rab yahut Tanrı kelimesini kullanıyor, işin garibi de hepsi aynı yaratıcıyı temsil ediyor.’

Şiirde Allah’ın isimlerinden bir tanesi kullanılabilir’ diye bir kural mı var? Bak, Sezai Karakoç da Doğum şiirinde  ‘Tanrı’nın işaret koyduğu yıldız… Bir çentik Allah Yolunda Atacak Damarda’ diyerek hem Allah hem de Tanrı kelimesini kullanıyor. Bu yeterlidir, sanırım. Yunus’un şiirlerine varmıyorum bile. İşin garibi de hepsi aynı yaratıcıyı temsil ediyor, demene de şaştım doğrusu. Bak ne yazmış Sezai Karakoç :

Bütün şiirlerde söylediğim sensin 

Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin

Seni saklamak için Görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın’ 

Mevzu ile ilgili olarak Fahrüddin-i Irakî’nin Parıltılar’ına ve Mevlânâ’nın Fîhi Mâ-Fîh’ine girmiyorum daha.  Bunları anlayacağını sanmam çünkü.

Hele şu tespitin akla zarar ‘Durumun vehameti  ‘Bakara’ya Tanrı da inanır’ mısrasına kadar gidiyor. Belki burada Bakara Suresinin önemini vurgulamak istemiş olabilir ama bir başka anlam daha çıkıyor. Mısradaki da vurgusu sanki Allah diğer surelere inanmıyormuş gibi bir anlam verir’ Böyle bir anlamı nasıl çıkarıyorsun, pes doğrusu. Meleklere de inanıyorum dediğimizde Peygamberlere inanmıyor muyuz yani.  Da vurgusuna gelince, ben edebiyat okudum; da, cümleye biz inandığımız gibi Tanrı da inanır anlamı katar. İstersen, o mısraı al bir edebiyat fakültesinin kapısına git, içerden çıkana sor, kimseden senin düşündüğün manada bir şey duyamazsın.  Kulaktan kulağa oynarsanız belki anlam oraya varabilir.  Oğrak’ın metninin her tarafı dökülüyor, neresinden neyi düzelteceksin ki?  Bu şimdi eleştiri mi yani?

Zafer Acar’a gelirsek. Eski arkadaşımdır. Acar, …ama duruşu sağlam biridir, Yeprem’ diyerek sanatımı harcamaya kalkmış. Her sağlam duruşun arkasında sağlam bir sanat vardır, Zafer Acar bunu bilmeli. Onun da şu sözlerini eleştireyim, kâfidir. Ne de olsa mazi saygıyı hak eder. Zafer Acar yazmış ki ‘ Yitirdik elbet yitirdik / İnsandaki doğa denilen nimeti’ (M.D.41) Yeprem, doğa temalı birkaç şiir yazıp geçmiyor, kitaplarının hemen her yerinde ağaca, çiçeğe, kuşa ve muhtelif hayvanlara yer veriyor, söz sanatlarının ekseriyetini de doğa üzerinden kuruyor.İnsandaki doğa denildiği zaman yaratılış, hilkat ya da insanın özü akla gelir. Acar’ın belirttiği gibi ağaçlar, böcekler yani tabiat değil.  Acar’ın yazısı bunun gibi birçok bağlantısızlık ve ilgisizliklerle dolu; onları da okuyucular bulsunlar.

Olağan Şiir ekibinin eleştiri metinlerini artık okumayacağım. Hakkında yazılan eserlere kastî olarak yazık ediliyor çünkü. Dergiye dışardan yazanları okumak daha doğru.

Dosyaya yazılarıyla emek veren Osman Serhat Erkekli’ye, Ömer Yalçınova’ya ve Hüseyin Kalyan’a teşekkür ederim.

 

Yeprem Türk