1 Eylül 2018 Cumartesi

&

Coğrafyamıza yapılan yüzyıllık istila, acayip derecede ete kemiğe bürünmüş durumda. Coğrafya olarak Selçuklu ve Osmanlı haritası bizim kadim haritamızdır. 15 Temmuz Direnişi’nden sonra Türkiye bu harita geleneğinin devamı olarak üçüncü medeniyet haritasını çıkarmaya başlayabilir.  Buna dikkat etmezse Türkiye, Lozan’ın daha parçalanmış, birbirinden de yalıtılmış ikinci evre haritasına maruz kalabilir

Biliyoruz ki, Mehmetler, Selçuklu ve Osmanlı medeniyet haritasından sonra Türkiye medeniyeti haritası çıkarmak zorundalar. Türkiye sanatını da, ekonomisini de, insanını da coğrafyaya bakış açısını da, muasırlaşma dedikleri geleceği kurma bilincini de buna göre yapılandırmalıdırlar.

Afrin, İdlip, Münbiç... gibi yerlerde de bu temeller hissedilmelidir.


Y.Türk


&


Mehmetler, coğrafyalar arası bir kişiliktir. Türkiye insanıdır. Bir orta kuşak toplumudur. Bosnalılardır, Boşnaklardır. Azeriler, Tatarlar, Kazaklardır...  Bir Ortadoğu kamusudur. Asya kişisidir.  Mekke, Medine ve Kudüs’ün kadim personasıdır.  Siyahidir, beyazdır, sarıdır. Hem Asr- Saadet’in hem Endülüs’ün, tüm İslam tarihinin süzülüp geldiği bin yıllık medeniyetin mayasıdır.

Hiçbir ideolojinin kapsayamadığı tek millet çatısıdır. Her ne kadar bu büyük damar, farklı farklı coğrafyalarda Kemalizm benzeri görüşlerin atölyesinde şekillenmeye çalışılmışsa de buna direnmiştir. Tarihin çeşitli dönemlerinde İslamlaşmaya çalışarak, millet olma noktasındaki birçok handikapları geçmiştir.
Coğrafyayı ve ideolojileri aşmıştır.


İbn Haldun’dan beri medeniyet için, insan için, devlet için coğrafya kaderdir, derler; oysa bu işleyişe baktığımızda millet olma üzerindeki kişilik, bir kader olarak daha çok etki yapıyor.


Y.Türk

&

Milliyetçilik ve medeniyetçilik umdesi, cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupa’nın zihinsel haritasına göre şekillenmiştir. Bu alanlarda da aynı mantıkla devrimler yapılmaya çalışılmıştır. Ancak ne devrimler ne de milliyetçilik ve  medeniyetçilik görüşü bürokrasinin dar sınırlarından dışa taşabilmiştir. Halk, ikisine de mesafeli kalmıştır.
Türk modernleşmesinin ilk dönemleri solda seçkincilik ve Batıcılık altında ezilirken son dönemleri ise Bülent Ecevit gibi siyasetçiler tarafında Marksizm özentisi ile lümpenleştirilmiştir. 
Bu arada çeşitli modernleşme serüvenleri de yaşanmıştır. Sağ Kemalizm, Muhafazakarlık gibi Yahya Kemal ve Tanpınar düşüncesi türünden gelişimler olmuştur.   

***
Milliyetçilik ve medeniyetçilik; sol siyaset içinde kendine yeni bir anlam bulurken aynı zamanda onu daraltmıştır.
Sağ ise 1990’lardan itibaren kendini daha net göstermeye başlayan İslamcı siyasetle, bu kavramları farklı anlamlarla yoğurmuştur. Medeniyete ve millete bakış açısını değiştirmiştir. Örneğin medeniyet deyince İslam medeniyeti, millet deyince de İslam milleti anlaşılmıştır.
Aslında bu da Kemalizm’in ortaya çıkardığı tefrite karşı bir ifrat durumuydu.

**
İslam tarihi, insanların Peygambere bakarak, onu örnek alarak bir kişilik geliştirdiklerini ve millet olduklarını söyler. Muhammed’in Mehmed’i olmak gibi. Orijinal bir terkiple bir millet olma şekli gibi. Her çeşit rengi ve toplumu içinde barındıran bir İslam toplumudur, bu kamu.
İslam milleti diye bir şey dile gelmişse bilin ki millet olma başarısızlığındandır. 
İslam milleti, modern zamanlarda Ümmet kavramının karşılığıdır. Ümmet şemsiyesi altında birkaç millet olma şeklini gösterebilir Ümmet.  Aynı ümmet iki milleti, iki medeniyeti aynı Ümmet çatısı altında yaşatabilir.
Çünkü millet tek devlet , tek medeniyet çatısını ve tek vatan parçasını gerekli kılar.
Ama ümmetlik de bu şart değildir.

Y.Türk


14 Ağustos 2018 Salı

&


Aşık Veysel ve Neşet Ertaş, Mehmetler alemi içindeki notaların, uçsuz bucaksız imkanlar içinde dile gelmesidir.

Onlar, kültürümüzün ve onu harmanlayan metafiziğimizin büyük dengbejleridir.

Saz ve sözle dile gelen bir çeşit seyri süluğün inşa edicileridir.

Selçuklu, Osmanlı’dan sonra gelen üçüncü çağımızda yani Türkiye medeniyeti içinde kuşluk vaktinde ortaya çıkmış halk müziğinin yeni dönemdeki kurucularıdır. Ozanlık, dengbejlik ve aşıklık geleneğinin akidevi temellerini atmışlardır. Onların söyledikleri önce hilkatte; dün Mekke’de, Medine’de, Kudüs’te; sonrasında Tanrı Dağı’nda, Turan ilinde, Büyük Doğu’da olan biten şey. Bugünse göğsümüzde, ruhumuzda kabaran öz.

Halüsyonik değildirler, hakikatçidirler. Maddeci değil gönül ve kalp hamurundan yapılanı seslerler.  Data ya da veri çağı dediğimiz vaktin içinde algoritmetik bir düzen içinde değil Tanrı nurunun insanda ışıyan melodileriyle var olmuş eserler, söylerler.  
                                                                         
Yeprem Türk




KÜLTÜRDE BÜROKRASİ İKTİDARI



Küresel bir sermaye iş gördüğü için ülkemizde, küresel bir kültür endüstrisi var.

Gerçi kültürü, endüstri ile adlandırmak bile kültürün hangi ellerde olduğunu görmeye yeter.

Bugün kültür; popülerliğin ve sermayenin etkisi altındadır. İlimdeki, irfandaki, hayattaki ve sanattaki disiplinden,  genel akıştan kopmuştur. Bir silsile arz etmeden kafasına göre takılmaktadır. Aslında bu durum, kültür için Fetret devri demektir. Kültürün derin ve genetik mizacındaki o kadim karakter yok olmuştur ve iktidarını kaybetmiştir. Kültürde prekarya (gezgin) değerler (Kemalizm ve Sosyalizm) iktidardadır.  Çünkü ikisi de her ülkede görülebilecek şeylerdir. Kıtalar ve ülkeler arası sermayeye ve bakirliğe göre alan değiştirmektedir. Kültürdeki yerleşikliği zorlamaktadır

Yeprem Türk

&

Modern çağda Doğu- Batı adlandırması daha çok laik bir düzlemdedir. Teolojik alana girildiğinde, özellikle batı düşünce dünyası Medeniyetler çatışması veya çok kutupluluk gibi tedhişçi dillere doğru sürükleniyor.
Osmanlı öncesinde oluşan Doğu ve Batı kavramları,  Katolikleri ve Ortodoksları ifade ederdi.

Osmanlıdan sonra durum değişti. Doğu İslami bir zemine ulaştı. Bugünkü Doğu- Batı düşüncesinin ilk tohumları Batılı düşünürler tarafından atılsa bile, bunu sağlayan ivmenin Osmanlı siyasetinin olduğu bir gerçek. Osmanlı sayesinde evrensel düşüncede Doğu ve Batı algısı neredeyse bir meleke halini almıştır.

Doğu ve Batı düşüncesinin zihinsel anlamda biteceğine inanmak saçmalık olur.

Biz Müslümanlar hiçbir zaman da NATO’yu Batı; Varşova’yı Doğu olarak algılamadık. Şu anki Asya’nın ekonomik ve teknolojik yükselişini Doğu düşüncesi içinde görmediğimiz gibi.


Çünkü Büyük Doğu’nun bir kişiliği vardır. Medeniyet personası Mehmet’tir. Bu karakterin elinde şekillenecek bir dünya bizim  Doğu bilincimizi ifade edecektir. 


Yeprem Türk