Bir Nokta dergisinde yayımlanan ‘Yüceliş’ manifestosu İbrahimi bir duruş sergiliyor. Daha doğrusu öyle zannediliyor. Ahmet Davutoğlu’nun söylemini yaptığı ibrahimi bir medeniyet şeysinin kısa bir değinisi de denebilir, buna. Yeni bir şey değil yani. Selçuklu medeniyeti ya da Osmanlı medeniyeti de İbrahimi bir medeniyetti. Yeni olan ne o halde? Dediğim gibi bağlam çok farklı. Biz zaten Muhammedi olduğumuz için İbrahimiyiz de. İbrahimilik, Davutoğlu’nun dediği gibi olmuyor yani. Muhammedi bir millet değilseniz İbrahimi de olmazsınız, her şeyden önce. Genel geçer ifadelerle nereye kadar. Muhammedilik içinde bir parantez arasında duran İbrahimiliği kahramanla (düşünce- millet) tazeleyebilirsiniz. Bu, başarılmışsa İbrahimilik onun içine kendiliğinden sokulmuş demektir. Bir Nokta dergisine soralım, Yüceliş hareketi neye göre olacak? Cevabı kendilerinden alalım yine. Ahlakı ve hukuku temel alıp onun üzerinden her şeyin sosyal, siyasal, toplumsal, ekonomik vb. inşa edildiği hareket Yüceliş hareketidir. Hangi hukuk hangi siyasa hangi ekonomik düzen ? Hepsinin başına kısa yoldan İslam getirerek sıyrılamazsınız. Osmanlı hukuk veya osmanlı ekonomi sistemi denen bir şeyler var ama. Bunlar İslam’a dayanırlar. İşte püf noktası burasıdır. Burası aşılamadığı için başa sarıyor, edebiyat dergileri. Bunu geçemezseniz kusura bakmayın yücelemezsiniz. Yeni bir nizam geliştiremeyeceksiniz de. Bu arkadaşlara tavsiyem iyi yücelmek istiyorlarsa Mehmetli ekonomisi, Mehmedi hukuk, Mehmedi bir millet birliği üzerine çalışsınlar. Olmaz öyle şey diyorlarsa, yeni bir Marks’a ekonomi ve sosyallik anlamında yer açsınlar. Bir Nokta dergisinin 160. Sayısında, 15. yılında bir manifesto yayımlaması ve Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç’un söylediklerini yeni bir şey demeden aynen tekrarlaması, Yediiklim'in her sene başında bilmem kaçıncı kez yaptığı yeni bir diriliş için yola çıkıyoruz çağrısı edebiyat bürokrasisinin ne acınacak hale geldiğini gösterir. Doğu Perinçek’in yeni bir sayfa açıp kurduğu Vatan partisi ne vaad ederse bu tür şeyler de onu vaad eder. Bizden önceki tek yakın kuşak hareketi Anadolu Şiir hareketi'dir yani uygunsuz adıyla Neo-epik. Diğerleri ise komik ve yüz kızartıcı .
Yeprem Türk
19 Mayıs 2015 Salı
13 Mayıs 2015 Çarşamba
boş tartışmalara ekmek yok
II. Abdülhamit mi, M. Akif mi? Ya da Necip Fazıl mı? Bu çekişmenin fikir ve edebiyat dünyasına bir şey katacağına hiçbir zaman inanmadım. Bu üç isim de ceddimiz olur. Hamurumuzdaki mayada katkıları vardır, üç mübareğin de. Hürmet, saygı, minnetimiz onlara. Bunlardan birinin olmadığı bir dünya düşünmek istemeyiz bile. II. Abdülhamit mi, M. Akif mi? Artık bu tür tartışmaları suskunlukla karşılayacağız. Kuruluş dergisi her ikisinden çok şey üretti. Diriliş ana kaynak oldu neredeyse. Mehmetli Milleti, Büyük Doğu Milleti'dir mesela. Mehmedi idrak ise Akif’in asrın idraki’nden doğdu. Abdülhamit de Akif de Necip Fazıl da Sezai Karkoç da gözümüz ışığımız oldular. Başka ne denir? Ha bir de sırf bir tahrik nesnesi olarak çıkan Fayrap’ı da okumayacağız. Her sayısına bir düzelti borcumuz da yok Fayrap'ın. Bunun için mi geldik yani dünyaya. Kanımızı milletimiz için fokurdatacağız. EDİTÖR
12 Mayıs 2015 Salı
Eleştiri Fikre Dönüştü
Şiir, edebiyat sahasında en geniş çaplı metinler 90’lı ve 2000’li yıllarda kaleme alındı. Üstelik bu metinler oldukça uzundu. Mesela Kökler dergisinde Turgut Uyar hakkında on sayfalık bir eleştiri metni yer alabiliyordu. Atlılar, Fayrap, Dergah ve Hece gibi dergilerde aynı ortak tavır vardı. Osman Özbahçe, Hakan Arslanbenzer, Hakan Şarkdemir gibi isimler bu tarz yazılar inşa ettiler. İkibinli yıllarda da aynı eleştiri yeni şairlerce sürdürüldü. Mesela Zafer Acar bunu yapan İkibin kuşağının şair eleştirmenlerinden. Sanırım, bu uzun metinlerin de bir sebebi vardı. Cumhuriyetin ilk yıllarından tutun doksana kadarki dönemde Türk şiiri birçok maceraya sahne oldu. Garip Şiiri, Büyük Doğu, İkinci Yeni, Diriliş, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu derken doksan kuşağı önlerinde üzerlerinde bolca durulmamış mecralar topluluğu buldu. Ve bu yıllara kadar düşünce var etmenin bir aracı sayılabilecek deneme türü geriye çekilerek, eleştirel tür öncelendi. Bu da bir bakıma doğaldı. Çünkü geçmiş dönem şiirinin kalabalıklığının bir yerde ayıklanarak seyreltilmesi gerekiyordu. Zirvelerin, enginlerin nerede, hangi topluluk içinde kimlerin olduğunun gösterilmesi lazımdı. Yani aslında konuşulacak epey bir konu birikmişti. Edebi sahada eleştirinin izini sürmek bu bakımdan hem zevkli hem de kolay hale geldi. Bu, doksan kuşağı adına büyük bir imkandı. Şiirde tutunamadıkları yerde bu tür eleştiri metinleriyle edebiyat ya da şiir ilgilerini sürdürdüler. Geçmiş şiir birikimini isim isim eksik ya da fazla pay edilmiş değerlerle balyalayıp gelecek kuşakların alımlarına, akıllarına sundular. Bu bakımdan geleceğin şiir pazarında hangi şairler dolaşacak doksan ve ikibin kuşakları bunu aşağı yukarı işaret ettiler. Ve bu açıdan oldukça şanslılar, kader onlara eleştiride cömert davrandı, kesenin ağzını açtı yani.
Şimdiyse eleştiri metinlerinin eskisi kadar uzun tutulmadığını ya da yapılan eleştirilerde bol malzemenin kullanılmadığını görüyoruz. Ayrıca doksanların yazdıkları şeyleri tekrar etme korkusu yaşanıyor. Yeni şeyler söyleme sıkıntısı beliriyor yani. Uzun metinlerin verdiği doygunluk da bu durgunluğa tuz biber ekiyor. Günümüzde eleştirinin kıtlığı büyük oranda bunlara bağlanabilir. Ancak, doksanların bu başarısına rağmen yeni fikirler var edemediği de bir gerçek. Eski konuları ağırladılar onlar masalarında daha çok. Kitlesel hareketlerde yer alabilecek yeni şeyler var edemediler. Bizse Kuruluş dergisi olarak kendimizi doğrudan bu tür bir fikrin yani yeni bir şeyin içinde bulduk. Êlbette Kuruluş dergisi metinleri de kısa. Bu da yeniliği keşfetmenin, yeni şeyler söylemenin doğal kanunundan geliyor. Gelecek azar azar gelir çünkü. Yapacak bir şey yok.
Yeprem Türk
7 Mayıs 2015 Perşembe
6 Mayıs 2015 Çarşamba
Fayrap ve Akif
Fayrap dergisinin Mehmet Akif sayısı dolgun duruyor. Ne de olsa Mehmet Akif, Mehmet Akif’tir. Yazdırır, konuşturur. Bir tane Mehmet Akif var. Başka yoktur. Bir tane Necip Fazıl’ın, Bir tane Sezai Karakoç’un olması gibi. Kuruluş dergisi de ilerde nasip olursa iyi bir Necip Fazıl sayısı yapmak ister. Mesela Büyük Doğu nedir, ülke midir, vatan mıdır, dünyanın nasıl bir kanadıdır, yeridir? Açıklamak gerekir. Benim için zevkli ve kolay bir konu olur bu. İslamcılık meselesi gibi. İsmet Özel’in, Sezai karakoç’un neden İslamcılığı bıraktığını anlamak, içerden görmek gibi. Bana kalırsa, günümüz itibariyle Mehmet Akif başka İslamcılık başkadır. Hem alim hem şair olarak, yaşıyor olsaydı, Allah gani gani rahmet etsin, üstat İslamcılık görüşünden vazgeçerdi. Bu da onun tutarsızlığını gösterirdi. Sezai Karakoç’un ben İslamcı değilim Müslümanım demesi, bunun bence en büyük işaretidir. Üstadı, Sezai Karakoç’tan daha iyi, kimsenin anlayacağını sanmam. Üstelik bu değilim lafından ortaya çok şeyler çıkar. Çünkü İslamcılık makullüğünü çoktan yitirdi. Birçok İslamcının kitapları okunduğunda, bunun en belirgin örneği Atasoy Müftüoğlu’dur, İslamcılığın özetçe şu yolu salık verdiği görülür. Cumhuriyet nasıl Türkiye’yi Avrupa Birliğine bağlı bir yapı olarak kurmaya çalıştıysa; İslamcılık da Türkiye ve Anadolu’yu Endülüs ütopyasına bağlı bir vilayet olarak düşündü. Necip Fazıl’ın Akif’i eleştirmesinin ana sebebi buraya dayanır. Fayrap’a bakıyorum da Fayrap hiç olmadığı kadar ayıp etmiş. Necip Fazıl’ın Akif eleştirisini Akif'in Düşmanları başlığı altında işlemiş. Türkiye’yi Endülüs’e bağlı bir il olarak düşünüyorsanız, bu sizin ahmaklığınız. Sizi uyandıran niye düşman olsun?
İslamcıları asıl ürperten Endülüs’e bir il şeklinde düşündükleri yerden bir Millet çıkışının gelmesidir. Dünyanın Batı kanadına karşı Büyük Doğu kanadını oluşturma gerçeği ya da. O yüzden İslamcılığı anlamak iyi bir şeydir. Gerçi artık bu önemli de değildir. İslamcılar bu Millet çıkışına dahil oldu . Aslolan çünkü Büyük Doğu’nun, Diriliş’i ve Kuruluş’udur.
Sonuçta Akif iyi bir insan iyi bir şair mert bir adamdır ama Akif’in siyaseti berbattır. Abdülhamit siyasetinden tutun İslamcılığa dek pek isabeti yoktur.
Yeprem Türk
18 Nisan 2015 Cumartesi
EDEBİYAT ORTAMI 2015 YILLIĞI VE ŞİİRİN UNUTTUĞU
IŞID, kafir denen şeyi unutmaktan ve Nebevi muamelat eksikliğinden doğdu. Ve bu unutkanlık ve eskiklik çağa yeni bir etki, garip bir sihir verdi. Mesela dava, ilke gibi şeyler İslam topraklarında yüce katından indirildi. Bir trajediye bir yukalığa büründürüldü. Bunların kime ve niçin kullanılması gerektiği konusu bulandırıldı. Sıradanlaştırıldı. Kafire ve zulme gitmesi gereken ok ve mızraklar yanlış bir inanışla Müslüman halkın kalbine yöneltildi. İnsanı tutan, birliği tutan dava denen şey topraklarımızda ya çomarlaştırıldı ya da hiç yok yere boş işlerle vazifelendirildi.
Medeniyetimizin tüm diğer çarkları gibi bu tutulmadan şiir de payını aldı. Hangi önemli işi yapacağını veya neyi sırtlaması gerektiğini unutmuş zamanı gün çevirerek tamamlayıp giden bir şiirimiz var. Hep böyle değil ama çoğunluk öyle. Aslında güzel şiirler de yazılıyor günümüzde ama ne bileyim bu güzellik kimseyi de pek ilgilendirmiyor. Gereksiz güzellikler galerisi gibi kaldığı oluyor şiirin. Çünkü şiir sadece estetik ederde olduğu sürece şiirin bir işe yaramadığı zamanlara erdik açıkçası. Şiir yurdumun çakıl taşlarını kaliteyle saysa ne! Yıldızlara ateş etse ne!
Edebiyat Ortamı 2015 şiir yıllığı bu meyanda hem bu tür soruları soran hem de çelişkilere düşen bir yıllık. Gerçekte çelişki ve dağınıklıklar toplamı olan edebiyat ortamımızın doğrudan kendisi. İnsanlardaki değerler parçanmışlığını orada bizzat görmek mümkün. Edebiyat Ortamı yıllığı bu konuda 2014 senesi şiirdeki dağınıklıklar toplaşmasını iyi yansıttı. Örneğin bazı şiir kahramanlarının omuzlarında milletinin yükünü taşımaktan yaralar açılırken bazı şiir kahramanları da önemsiz şeylerden feryat koparıyor. Faydasız estetik hem faydalı hem estetik var yıllıkta.Ve bu, şiirin bir yerde çözülüşünü de gösterir. Bu yüzden günümüzde yıllıklarda amaç edilenle toplanan malzemeleri uydurmak olmadığı kadar zordur. Şiirsel akıl ve yıl içinde yazılan şiir sayısının fazla olduğunu düşündüğünüzde bu daha net anlaşılır. Aslında bunlar bile önemli değil artık. Edebiyat ve fikir ortamından çekilenle ortama gelen fikrin resmini çeksin yeterlidir, yıllık. Edebiyat Ortamı yıllığı bu bağlamda kısa ve net konuştu. Çoğu alanda örneğin siyasada, fikirde nereden nasıl bakarsanız bakın temeller yerinden oynuyor. Şiir, unuttuklarıyla eleştiriliyor. Çoğu şey duygu, akıl, stratejik olarak bir yerden bir yere doğru geçiyor. Değişiyoruz, yeniden yorumlanıyoruz ve devamlı bir hareket halindeyiz toplum ve birey olarak. Turan Karataş, Ömer Yalçınova ve Muhammed Safa gidenlerle yeni gelenleri, yani fikirleri kabaca işaret etmişlerdir, yıllıkta.
Yeprem Türk
14 Nisan 2015 Salı
DİL VE EDEBİYAT, 2014 ŞİİR YILLIĞI
Zafer Acar’ın hazırladığı şiir
yıllığı kalın bir yıllık. Neredeyse yedi yüz sayfa. Kendiliğinden kalın değil
aslında yıllık. Eski dönemlerden devreden şeylerden dolayı bu şişkinlik. Eskinin
deşarj edilmeyen elektriği var bu yoğunlukta. Mesela önceki dönemlerde dışarda bırakılan
mecralar ilk kez yıllığa girmiş bu toplamla. Son yüzyılın yıllıklarında
ideolojiler hatrına unutulan şeyler geri dönmüş yani. Söylemeliyim ki,
cumhuriyet aklının üstüne taşmış yıllık, bu ötelenen yerlerden toplanan
malzemelerle. Yıllık, güzel ve dengeli bir amacı murad etmiş. Bir medeniyet,
bir millet toplamı olmak için uğraşmış. Bunun bir örneğini bizde on yıl
öncesine kadar görmek rüya olurdu. Örneğin Mehmet Doğan’ın yıllıkları cumhuriyet
şiiri yıllığı bile sayılabilemez.
Cumhuriyet şiiri içinde sadece bir mahfilin,
sosyalist şairlerin yıllığı olarak adlandırılabilir en çok. Baki Ayhan T.’nin
yıllıkları bu tutumun biraz sulandırılmış, ehlileştirilmiş halinden başka bir
mana ifade etmezdi. Değil ki bahsi geçen bu yıllıklar bir medeniyet bir millet yıllıkları
olabilsin. Duygu, fikir, tarz
faşistliğinden öteye gidemedi bu yıllıkların edindikleri kazanım. Bu ülkenin
şiir zekalarına böyle yazarsan alırım şöyle yazarsan yıllığa almam gibi
işmarlarda bulundular. Belki de bu dışlama kuvvesiyle Müslüman şairlerde bir
IŞID etkisi yaratmak istediler. Sırf, işte bunlar zaten böyle demek için. Ama
Anadolu şiir damarı böyle bir şeye zaten izin vermezdi. Sabırla, iyilikle, güzellikle alınacaktı, yol. Sanırım bunu sonradan anladılar. Aynı idrakle de yıllık hazırlamayı
bıraktılar.Bu tarz işlerden el çektiler. Şimdi köprünün altından çok sular
akmış gözüküyor. Ve akmaya da devam ediyor. İdeolojili şiir yıllıkları yerini doğal olarak medeniyet şiir
yıllıklarına bırakıyor. Dil ve Edebiyat yıllığı bu pencereden önemlidir. Ancak
yıllığın birçok zayıf yanı var. Poetik metin alıntıları yıllığın bahsettiğimiz
varoluş sebebine uymuyor. Ve bu yazılar neredeyse son yirmi otuz yılın bilinen durum
yinelenmesidir. Amaç yeni ama birçok malzemesi de eski yıllığın. Lafı uzatmak
istemem. Yıllıklar adına ayrı bir açılım
ibaresini hak eder mi bu yapılan iş bilmiyorum. Gerçekte yüzyıllardır varlığı bu
genişlikte, bir edebiyatımız vardı bizim. Buna toptan medeniyet edebiyatı ya da Türk edebiyatı ve
periferisi diyorduk. Bu bakımdan bu yıllığa cumhuriyet şiiri ilgisi dahilinde
bakmaya içim el vermiyor. Yazık edeceğimden korkuyorum. Gene de bu
yıllık eskilerin imparatorluk şimdikilerin devlet ekolü, yolu dedikleri medeniyet
yıllığıdır. Bu açıdan bir uyanışın, genelce de bir istemin yıllığa yansımasıdır. Bu tür şeyler, sadece şiir
için değil, daha pek çok sahada bir medeniyet içinde bir millet olma zamanlarında ortaya çıkar. Küçük büyük
birçok mecradan, sesi neredeyse kısılmış, sönmüş dillerden bile şiirler
seçilmiş. Aslında bu şiirler her ne kadar da, misal Lazca yazılmış bile olsa duyuş ve varoluş
olarak tek bir milletin şiir kökenindedir.
Yeprem Türk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




