7 Mayıs 2015 Perşembe
6 Mayıs 2015 Çarşamba
Fayrap ve Akif
Fayrap dergisinin Mehmet Akif sayısı dolgun duruyor. Ne de olsa Mehmet Akif, Mehmet Akif’tir. Yazdırır, konuşturur. Bir tane Mehmet Akif var. Başka yoktur. Bir tane Necip Fazıl’ın, Bir tane Sezai Karakoç’un olması gibi. Kuruluş dergisi de ilerde nasip olursa iyi bir Necip Fazıl sayısı yapmak ister. Mesela Büyük Doğu nedir, ülke midir, vatan mıdır, dünyanın nasıl bir kanadıdır, yeridir? Açıklamak gerekir. Benim için zevkli ve kolay bir konu olur bu. İslamcılık meselesi gibi. İsmet Özel’in, Sezai karakoç’un neden İslamcılığı bıraktığını anlamak, içerden görmek gibi. Bana kalırsa, günümüz itibariyle Mehmet Akif başka İslamcılık başkadır. Hem alim hem şair olarak, yaşıyor olsaydı, Allah gani gani rahmet etsin, üstat İslamcılık görüşünden vazgeçerdi. Bu da onun tutarsızlığını gösterirdi. Sezai Karakoç’un ben İslamcı değilim Müslümanım demesi, bunun bence en büyük işaretidir. Üstadı, Sezai Karakoç’tan daha iyi, kimsenin anlayacağını sanmam. Üstelik bu değilim lafından ortaya çok şeyler çıkar. Çünkü İslamcılık makullüğünü çoktan yitirdi. Birçok İslamcının kitapları okunduğunda, bunun en belirgin örneği Atasoy Müftüoğlu’dur, İslamcılığın özetçe şu yolu salık verdiği görülür. Cumhuriyet nasıl Türkiye’yi Avrupa Birliğine bağlı bir yapı olarak kurmaya çalıştıysa; İslamcılık da Türkiye ve Anadolu’yu Endülüs ütopyasına bağlı bir vilayet olarak düşündü. Necip Fazıl’ın Akif’i eleştirmesinin ana sebebi buraya dayanır. Fayrap’a bakıyorum da Fayrap hiç olmadığı kadar ayıp etmiş. Necip Fazıl’ın Akif eleştirisini Akif'in Düşmanları başlığı altında işlemiş. Türkiye’yi Endülüs’e bağlı bir il olarak düşünüyorsanız, bu sizin ahmaklığınız. Sizi uyandıran niye düşman olsun?
İslamcıları asıl ürperten Endülüs’e bir il şeklinde düşündükleri yerden bir Millet çıkışının gelmesidir. Dünyanın Batı kanadına karşı Büyük Doğu kanadını oluşturma gerçeği ya da. O yüzden İslamcılığı anlamak iyi bir şeydir. Gerçi artık bu önemli de değildir. İslamcılar bu Millet çıkışına dahil oldu . Aslolan çünkü Büyük Doğu’nun, Diriliş’i ve Kuruluş’udur.
Sonuçta Akif iyi bir insan iyi bir şair mert bir adamdır ama Akif’in siyaseti berbattır. Abdülhamit siyasetinden tutun İslamcılığa dek pek isabeti yoktur.
Yeprem Türk
18 Nisan 2015 Cumartesi
EDEBİYAT ORTAMI 2015 YILLIĞI VE ŞİİRİN UNUTTUĞU
IŞID, kafir denen şeyi unutmaktan ve Nebevi muamelat eksikliğinden doğdu. Ve bu unutkanlık ve eskiklik çağa yeni bir etki, garip bir sihir verdi. Mesela dava, ilke gibi şeyler İslam topraklarında yüce katından indirildi. Bir trajediye bir yukalığa büründürüldü. Bunların kime ve niçin kullanılması gerektiği konusu bulandırıldı. Sıradanlaştırıldı. Kafire ve zulme gitmesi gereken ok ve mızraklar yanlış bir inanışla Müslüman halkın kalbine yöneltildi. İnsanı tutan, birliği tutan dava denen şey topraklarımızda ya çomarlaştırıldı ya da hiç yok yere boş işlerle vazifelendirildi.
Medeniyetimizin tüm diğer çarkları gibi bu tutulmadan şiir de payını aldı. Hangi önemli işi yapacağını veya neyi sırtlaması gerektiğini unutmuş zamanı gün çevirerek tamamlayıp giden bir şiirimiz var. Hep böyle değil ama çoğunluk öyle. Aslında güzel şiirler de yazılıyor günümüzde ama ne bileyim bu güzellik kimseyi de pek ilgilendirmiyor. Gereksiz güzellikler galerisi gibi kaldığı oluyor şiirin. Çünkü şiir sadece estetik ederde olduğu sürece şiirin bir işe yaramadığı zamanlara erdik açıkçası. Şiir yurdumun çakıl taşlarını kaliteyle saysa ne! Yıldızlara ateş etse ne!
Edebiyat Ortamı 2015 şiir yıllığı bu meyanda hem bu tür soruları soran hem de çelişkilere düşen bir yıllık. Gerçekte çelişki ve dağınıklıklar toplamı olan edebiyat ortamımızın doğrudan kendisi. İnsanlardaki değerler parçanmışlığını orada bizzat görmek mümkün. Edebiyat Ortamı yıllığı bu konuda 2014 senesi şiirdeki dağınıklıklar toplaşmasını iyi yansıttı. Örneğin bazı şiir kahramanlarının omuzlarında milletinin yükünü taşımaktan yaralar açılırken bazı şiir kahramanları da önemsiz şeylerden feryat koparıyor. Faydasız estetik hem faydalı hem estetik var yıllıkta.Ve bu, şiirin bir yerde çözülüşünü de gösterir. Bu yüzden günümüzde yıllıklarda amaç edilenle toplanan malzemeleri uydurmak olmadığı kadar zordur. Şiirsel akıl ve yıl içinde yazılan şiir sayısının fazla olduğunu düşündüğünüzde bu daha net anlaşılır. Aslında bunlar bile önemli değil artık. Edebiyat ve fikir ortamından çekilenle ortama gelen fikrin resmini çeksin yeterlidir, yıllık. Edebiyat Ortamı yıllığı bu bağlamda kısa ve net konuştu. Çoğu alanda örneğin siyasada, fikirde nereden nasıl bakarsanız bakın temeller yerinden oynuyor. Şiir, unuttuklarıyla eleştiriliyor. Çoğu şey duygu, akıl, stratejik olarak bir yerden bir yere doğru geçiyor. Değişiyoruz, yeniden yorumlanıyoruz ve devamlı bir hareket halindeyiz toplum ve birey olarak. Turan Karataş, Ömer Yalçınova ve Muhammed Safa gidenlerle yeni gelenleri, yani fikirleri kabaca işaret etmişlerdir, yıllıkta.
Yeprem Türk
14 Nisan 2015 Salı
DİL VE EDEBİYAT, 2014 ŞİİR YILLIĞI
Zafer Acar’ın hazırladığı şiir
yıllığı kalın bir yıllık. Neredeyse yedi yüz sayfa. Kendiliğinden kalın değil
aslında yıllık. Eski dönemlerden devreden şeylerden dolayı bu şişkinlik. Eskinin
deşarj edilmeyen elektriği var bu yoğunlukta. Mesela önceki dönemlerde dışarda bırakılan
mecralar ilk kez yıllığa girmiş bu toplamla. Son yüzyılın yıllıklarında
ideolojiler hatrına unutulan şeyler geri dönmüş yani. Söylemeliyim ki,
cumhuriyet aklının üstüne taşmış yıllık, bu ötelenen yerlerden toplanan
malzemelerle. Yıllık, güzel ve dengeli bir amacı murad etmiş. Bir medeniyet,
bir millet toplamı olmak için uğraşmış. Bunun bir örneğini bizde on yıl
öncesine kadar görmek rüya olurdu. Örneğin Mehmet Doğan’ın yıllıkları cumhuriyet
şiiri yıllığı bile sayılabilemez.
Cumhuriyet şiiri içinde sadece bir mahfilin,
sosyalist şairlerin yıllığı olarak adlandırılabilir en çok. Baki Ayhan T.’nin
yıllıkları bu tutumun biraz sulandırılmış, ehlileştirilmiş halinden başka bir
mana ifade etmezdi. Değil ki bahsi geçen bu yıllıklar bir medeniyet bir millet yıllıkları
olabilsin. Duygu, fikir, tarz
faşistliğinden öteye gidemedi bu yıllıkların edindikleri kazanım. Bu ülkenin
şiir zekalarına böyle yazarsan alırım şöyle yazarsan yıllığa almam gibi
işmarlarda bulundular. Belki de bu dışlama kuvvesiyle Müslüman şairlerde bir
IŞID etkisi yaratmak istediler. Sırf, işte bunlar zaten böyle demek için. Ama
Anadolu şiir damarı böyle bir şeye zaten izin vermezdi. Sabırla, iyilikle, güzellikle alınacaktı, yol. Sanırım bunu sonradan anladılar. Aynı idrakle de yıllık hazırlamayı
bıraktılar.Bu tarz işlerden el çektiler. Şimdi köprünün altından çok sular
akmış gözüküyor. Ve akmaya da devam ediyor. İdeolojili şiir yıllıkları yerini doğal olarak medeniyet şiir
yıllıklarına bırakıyor. Dil ve Edebiyat yıllığı bu pencereden önemlidir. Ancak
yıllığın birçok zayıf yanı var. Poetik metin alıntıları yıllığın bahsettiğimiz
varoluş sebebine uymuyor. Ve bu yazılar neredeyse son yirmi otuz yılın bilinen durum
yinelenmesidir. Amaç yeni ama birçok malzemesi de eski yıllığın. Lafı uzatmak
istemem. Yıllıklar adına ayrı bir açılım
ibaresini hak eder mi bu yapılan iş bilmiyorum. Gerçekte yüzyıllardır varlığı bu
genişlikte, bir edebiyatımız vardı bizim. Buna toptan medeniyet edebiyatı ya da Türk edebiyatı ve
periferisi diyorduk. Bu bakımdan bu yıllığa cumhuriyet şiiri ilgisi dahilinde
bakmaya içim el vermiyor. Yazık edeceğimden korkuyorum. Gene de bu
yıllık eskilerin imparatorluk şimdikilerin devlet ekolü, yolu dedikleri medeniyet
yıllığıdır. Bu açıdan bir uyanışın, genelce de bir istemin yıllığa yansımasıdır. Bu tür şeyler, sadece şiir
için değil, daha pek çok sahada bir medeniyet içinde bir millet olma zamanlarında ortaya çıkar. Küçük büyük
birçok mecradan, sesi neredeyse kısılmış, sönmüş dillerden bile şiirler
seçilmiş. Aslında bu şiirler her ne kadar da, misal Lazca yazılmış bile olsa duyuş ve varoluş
olarak tek bir milletin şiir kökenindedir.
Yeprem Türk
12 Nisan 2015 Pazar
Edebiyatta El ve Fikir Değişimi (Gelişimi)
Dil ve Edebiyat ve Edebiyat Ortamı yıllıklarını okuyorum. İkisi de aslında önemli yıllıklar. Farklı yönleri var ikisinin de. Mesela Dil ve Edebiyat dergisi yıllığı sahayı genişletmiş. Bu zamana kadar yıllıklarda olmayan mecraları yıllığa sokmuş. Zafer Acar toparlanması zor bir şeyi toparlamış. Edebiyat Ortamı yıllığı ise cesur davranmış. Muhammed Safa, bu şudur, şu budur demeden yazmış. Eleştirilerini sıralamış.Yani ürkmemiş. Bence de doğrusunu yapmış. Edebiyat, fikir, şiirde sessiz ya da gürültülü bir şeyler oluyor. El değiştiriyor şiir ve fikir. Fikir ve şiir değişiyor sonra. Bunu iyi sezmiş Safa. Hakeza Ömer Yalçınova. Aslında çok şey söylenebilir bu seneki yıllıklar için. Yıllıklar üzerine geniş metinlerimiz oluştu neredeyse. Bu sayıya değil ama sonraki sayımıza ilgili metinleri gireceğiz.
Adem Kalan
20 Mart 2015 Cuma
Fransa Cumhuriyeti Değil Fransız Beyliği
Cumhuriyet ve beylik. Bir yönüyle, Doğu ve Batı siyasası arasındaki ana fark. Batı’da temel siyasa cumhuriyet tipi siyaset üzerinden atomize olurken Doğu’nun ana siyasi akımı beylikler şeklinde parçalanır. Bu atomize oluşun birinde kavmiyetçilik diğerinde zayıf da olsa kahraman esintisi denilebilecek dağınık tipler esastır. Ve buna binaen Batı’da kavmiyet ekseni büyür ya da küçülür. Doğu’da da kahraman irileşir ya da ufak farklıklarla dağılır, serpilir. İrileştikçe kahraman etraftakileri toplar, etki ve medeniyet sahasına erişir Doğu’da. Ufaldıkça da çoğalır, etkiden ve medeniyetten uzaklaşır. Mesela Osmanlı Devleti birinci örneği, kıvamında yansıtır. İkincisinin ise Batı siyasetinin tesiriyle bizde modern bir örneğine görünüşte yer kalmamıştır. Osmanlı Devleti taşıdığı büyük kahramanı parçalara bölerek, çoğaltarak değil kavmiyet esasına göre dağıtmıştır. Yani Osmanlı kurulduğu gibi yıkılmamıştır. Sanırım, şimdi Doğu’daki ana siyasanın bu kadar sarpa sarmasında bu çökme hikayesi başat rol oynar. Yani Osmanlı, ufak kahramansı oluşumlara pay edilmemiş kendi özgül şartları dışında bir tarzla kavimlere verilmiştir. Modern zamanlarda Doğu’daki ana siyasetin tekrar kurulma yolunu bu tutum şaşırtır. İstenilen şey ya da yol elimizdeki araçlara uymaz. Doğu’da kahraman esaslı devlet düzeni ekarte edilir. Ama sadece kabukta öyledir, bu. Çünkü eski alışkanlık, derinlerden, özden yol alan kahraman da nihayetinde dönmüştür. Adına da Mehmet (düşünce, kültür, iman özeti) diyoruz bu kahramanın. Ve bu kahraman kavmiyet farkına göre değil, eski usülde fakat yeni anlamda ırk gözetmeksizin modern çağa çıkıp gelmiştir. Suni vadiler yarılmıştır hani, ne kavmiyet ne de buna bağlı siyaset kalmıştır. Bu gösteriyor ki aslında cumhuriyet gibi bir kabukla yaşasak da içerik de kahramana (düşünce) bağlılık esastı. Türkiye 1923’te özde Mehmedi bir devlet olarak var oldu. Ancak adına moda gereği cumhuriyet denildi. Şimdiyse büyük bir Mehmetli Devleti, Mehmetli Milleti, Mehmetli kültürü sahasına doğru koşuyor. Yani kahraman büyüyor ve etrafını topluyor, toparlıyor. Son tahlilde Kavmiyet esasları yoktur artık, kahramanın düsturları vardır.
Adem Kalan
Adem Kalan
11 Mart 2015 Çarşamba
3. B ve 3.G
Anadolu, büyük bir millet kitabının satır başıdır, bugün. Bosna’ya,
Bağdat’a, Filistin’e doğru da yazılmaya devam eder. Hem tarih denilen kazı hem
ilham ilgisi denilen gök yollarıyla huruç eder. Kaderin kalemi, kader birliği,
uzun bir yol arkadaşlığı adına yol teper. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin Mehmedi
olabilmişlerin, O’nun çeşmesinden içebilmişlerin izini sürer. Dağılmışların, bu
dağılmayla gün yüzü görmemişlerin huzur ve izzetlerini diler. Aslında bu
yürüyüş, 3.Bülbül, 3. Gül çağına gider.
Hem temizlenerek hem silkelenilerek tekrar yerine koyarak. Ama önce
arınmakla. Bazı şeylerden ayrılmak bazı şeylere bitişmekle.
İlle bir kitap yazılacaksa milletçe, dediğim gibi böyle olmalı. İnsanı ve
onun vicdanını, yüreğini ve cesaretini hadım edem bu tuhaf zihinsel diyarları
terk etmenin kitabı yazılmalı. Yarınsız dizelerin yarınsız yazıların
değil.Elbette bu da bir bedel bir katlanış bir duyuş istiyor. Ayriyeten bir can
samimiyeti. Zannımca vardığı secdeye benliğini serip de, kalkarken
oradan bir tutam ruh derenlerin yapabileceği bir iş, bu. Sonra kök
ilgisiyle milletinin ruhuna yuva yapanların.
Yeprem Türk
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






