29 Eylül 2019 Pazar

&


Türkiye, ideolojilerin kurduğu bir ülke değildir. Kadim insanlık dersinden, fikrinden doğmuştur. Adem’in ilklik heyecanını paylaşır. İsmail’in Allah yoluna kurban olma neşesini kalbinde yaşar, Nuh gibi medeniyet gemisini yeniler, Circîs’e- Eflatun’a kulak verir.

İmam-ı Azam’ın hükmü alnındadır. Yunus’un gönül tasviri bağrımızdadır. Hallac bizde, maşeri vicdanımızdadır. Ama hepsi ‘asr- saadet’in kubbesi altındadır.

İdeolojiler, yeni çağda devleti yöneten tabaka üzerinde etkili olmuşsa da milletin devlet anlayışına sari olmamıştır. Birçok ideoloji ülkemize girse de kök tutamamıştır. Bakın şimdi Batı’nın sonbaharı içinden geçiyoruz. Ülkemizle Batı zihninden de kısım kısım çekiliyoruz. Böylesi bir sonbahardayız ve topraklarımızda hazan dallarından ziyade ideoloji süpürüyoruz.  Asr-ı Saadet Kubbesi’ne doğru da tatlı bir yorgunlukla ışıyoruz.


Y. Türk

&



Biz, Candaroğulları’ndan Karamanoğulların’a onlarca beyliği; Mısır’dan, Yunan’a; Yunan’dan Asya’ya, Hind’e onlarca irfan parçasını ‘Asr- Saddet’ kubbesi altında birleştirerek, harmanlayarak bir araya geldik.  Bu tarihi büyük amel, asırlarca sürdü. Şimdi tekrar başa döndük. Yine aynı kubbe altında üçüncü çağımıza hazırlık yapıyoruz. Türkiye’nin üçüncü çağıdır, bu. Tadı, kokusu, estetiği biraz daha değişik ama her daim mümin.

Türkiye, Osmanlı dağılırken yine toplandığı gibi dağılan bir dünya oldu.  Türkiye, merkezinde Kurtuluş Savaşı verdi. Kendini yeniden var etti. Ama kadim parçaları da değişik yerlerde ve uzaklıklarda tutsak kaldı. Kendi başlarına Irak oldu, Suriye oldu, Libya oldu.  Büyük millet arasına dikenli teller kondu.  Bunda Batı’nın silah gücünün, siyasetinin ve felsefesinin etkisi var. Bir gün bu tesir zayıflayacak, teller sökülecek.  Doğu’da zihin zihne, akıl akla, el ele, kol kola geçecek. Dağınık ama yenilenmiş bu irfan parçaları tekrar Türkiye olarak dönecek. Yeni bir medeniyet-i aliyye’de harmanlanacak.


Milletimiz, İslam’dan sonra cihan şümul sözler söyledi. Birinci söz Selçukludur. İkincisi Osmanlı. Üçüncü söz Türkiye. Üçüncü sözün, üçüncü amelin başlangıcındayız daha. Üç kıtaya dağılan nizam-ı alem esrarı bir toplansın, yeni çağımız o zaman bir beden bulacak, dünyaya ses verecek.


Y. Türk





Türkiye Yazıları Kitabı'ndan



Bu kitap Türkiye nedir, diye yazılmıştır. Türkiye’yi sevme isteğim, kalem tutan elimin kapılarını ruhuma doğru açmıştır. O kapıdan sevinç, ağıt, türkü, şarkı, fikir, ilahi, salât dökülmüştür. Gördüğünüz kâğıttaki yazılar ruhumun Türkiye işaretleridir.  Sadece çağımızı kapsamaz. Türkiye’nin doğuştan getirdiği özellikleri, duyuşları, gönlü ve aklıdır. Ama en çok alın yazısıdır.

Kalemim gençken Türkiye’yi yazmadım. Şimdi kalemim yaşlandı neredeyse bir asa bile edindi. Ululara yön döndü.

Alınyazım, hep burada geçti. Hüda, beni bu topraklara yazmış. İyi de etmiş. Gamım da sevinçlerim de burada büyümüş. Onları bu ocaktan emekli edeceğim.

Fikirlerim, hayallerim de bu muhitte yetişmiştir. Türkiye, bendeki maddi mânâya da ezeli mânâya da vatanlık etmiştir.
Türkiye’de yaşamın anlamı derindir. Bu mânâyı edinmek isteyen aklın çok derinlere inmesi gereklidir.
Derinler dediğim şey aslında yükseklerdir. Yücelerdir. Derine inen, yücelere çıkar. Yücelere çıkan da derinlere.
Bu şöyle bir şeydir: Gökle yeri, ahretle Türkiye’yi birleştirmek gibidir.
Türkiye, insanın bekaya temiz varabilmesi içindir.
Bazı güzelliklerin devamı ancak ahrette olabilir, dedirtmek içindir.
Meleklere de diyardır.
Gönlümüz,  buraya kendi isteğiyle kaydolmuştur.
Türkiye’nin dağları, otları, ağaçları, turnaları… binlerce kere güzeldir.
Türkiye dört ayraçlı kitap: Bedir Savaşı, Malazgirt Gazası, İstiklâl Harbi, 15 Temmuz Direnişi.
Kubbesi: Asr-ı Saadet kubbesi’dir.
Fetihler ve direnişler, üzerinden su gibi akmıştır.
Onda nice gurbetler, hüzünler, dertler çiledi. Olsun Allah’ın karı gibiydi.
Gül kokusu, yürek kokusu, amber kokusu, ekmek kokusu ve ak koku hepsi Türkiye kokusu.
Büyük bir mantık, ulu bir gönül; alabildiğine bir yalınlıktır.
Ona ne olmuşsa kaderle olmuştur.

Y.Türk



25 Eylül 2019 Çarşamba

Sabır Tarihi



Anneler gam seslerini
Basmalara çiçek olarak koyarlardı
Yoksulluk üstümüzdeki delikleri de delerdi
Hayat avuçlarda su
Döküle döküle giderdi

Ama dünya topraklarında yağmur vardı
Küremiz değildi rakı içmiş deli
Eskiden acılarla dolu olsak da
Bir ağıtla bağrımızdan başka yerlere göçürmesini bilirdik dertleri

Sabrın verdiği harçlıklarla alabilirdik cenneti

Dünya gaz ve gazapçı dolu
Temiz gökler artık masallarda peri
Yok bulut, hani var ya yağmurun sekreteri

İsmi her şey olmaktan bir şey olmayan sevdiğim
Adını başkası veremez kendi bulur dediğim
Gel artık kapımızı aç avuçların gibi
Cennete atılan adım nasıl olsa alınmaz geri


Y. Türk



AKMA



Ağaca dayamış ömrüm sırtını
Süzüyor bir ömür yere bakan gökleri
Hatırında duru nehirler gibi akıyor insan isimleri
Halil, Ayşe, Remzi, Ali

Dünya sınırında kendisine söylenmiş sözler
Dağlardaki keçilerin ömrü kadar hâlâ paklar
Ve bir köye giden selâ
Abinin ömrünü bir vakit sonra baba yapan gibi şeyler

Ruh doldurulup bedene katılmıyor şükür
Günün ardına düşülüp gidilir
Namazdayken kaldığı yeri olur insanın
Issız nur ve berrak çayır

Ve şükür hâlâ
Sıratı geçebilecek sözler şiire geçer


Y. Türk

BABA 2



Ölünce çocuk, babada
Gözler ses çıkarır
İşitmek görmekte misafirdir

Babalar, insanlar gibi Tanrı mektupları
Yazdıkları ağıt
Tanrı mektuplarının mektupları

Sıcak bir selam
Allah’ın ak küreğidir
İçi boşaltır

Babaya çocuk deyince
Gök, dünyanın önündeki aydınlık bahçe
Bahar kâtibi gelir
Elmaları, vişneleri, ekinleri bahçeye yazar

Çocuğunun sesleri asmalarda üzümler olarak durur

Baba dünyanın
Akşam giderken gördüğü evladını
Sabah bulamayan güneşi
Ne zaman yıkılsa
Omuzlarındadır en içli şarkının eli




Y. Türk

16 Eylül 2019 Pazartesi

BİR GÜN


Giden gün nasıl da benziyor
Dünyaya meleklerin indiği ilk güne
Bence Rabbine de yalvarıyor:
Bu ulu hayatı biraz daha yaşayayım
Sonra  sana vereceğim hepsini nasıl olsa, diye

Dünya yumurtasından
Hayatımın en güzel günü bir civciv gibi çıktı
Gün giderken gök yolunda
Güzel oldu ayaklarının alın yazısı
Üstünde güneşi halka vaaz eden elçi
Fanilik ritminden yontulmuş elindeki asası
Kelebek ömrünce gök altına yazılmış olsa da adı
Gözlerimi güzelliğinin başına bağladı

Böyle bir gün varlığını tüm kamuya sunmalı
Meleği, çamı, insanı
Dünya civarının varlıkları
Bu güzelliğin peşinden gitmek istese
Akşama kendisini ahrette bulmalı


Y. Türk