23 Ekim 2016 Pazar
21 Ekim 2016 Cuma
ÇİÇEK
Bedir Gazası’nın kaşındaki çiçek
Malazgirt Harbi’nın kaşındaki çiçek
Kurtuluş Savaşı’nın kaşındaki çiçek*
Temmuz Direnişi’nin kaşındaki çiçek
...
Daha devam edecek, aynı çiçek.
Y.Türk
Malazgirt Harbi’nın kaşındaki çiçek
Kurtuluş Savaşı’nın kaşındaki çiçek*
Temmuz Direnişi’nin kaşındaki çiçek
...
Daha devam edecek, aynı çiçek.
Y.Türk
19 Ekim 2016 Çarşamba
Nazım, Dağlarca
Osman Serhat Erkekli’nin ‘İnsanlık Hali (yasak meyve)’ adındaki şiir
kitabının arka kapağındaki metin ilginç. Hep bu dünyada kalmak istiyor Osman
Serhat Erkekli, deniliyor. Osman Serhat, demek ki bu alemi çok seviyor. Ne var
ki bu istek bir yerde son bulacak. Su, akmam dese de akacak. Mesela ben de
ahrete bir at gibi koşturmak arzuluyorum. Maalesef olmuyor. Osman Serhat Erkekli
nasıl materyalist değilse; ben de sırf ahretçi değilim yani.
Aynı tanıtım yazısının son cümlesi ise şu: ‘Karıncanın karıncaya söylediği o sessiz şiiri söylüyor.’ Kim? Osman Serhat Erkekli. Karıncayı karıncaya söyletense Fazıl Hüsnü Dağlarca. Özellikle son yıllarda Yasak Meyve gibi çevrelerden çıkan kitap tanıtımlarına ve söyleşilere baktığımızda genel olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın merkeze çekildiğine şahitlik ediyoruz. Bu durum, aynı çevrede bir kırılmadır aslında. Bize şu soruyu vaziyet ediyor: Bir çevrede, Nazım’ın yerini Fazıl Hüsnü Dağlarca mı alıyor?
Aynı tanıtım yazısının son cümlesi ise şu: ‘Karıncanın karıncaya söylediği o sessiz şiiri söylüyor.’ Kim? Osman Serhat Erkekli. Karıncayı karıncaya söyletense Fazıl Hüsnü Dağlarca. Özellikle son yıllarda Yasak Meyve gibi çevrelerden çıkan kitap tanıtımlarına ve söyleşilere baktığımızda genel olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın merkeze çekildiğine şahitlik ediyoruz. Bu durum, aynı çevrede bir kırılmadır aslında. Bize şu soruyu vaziyet ediyor: Bir çevrede, Nazım’ın yerini Fazıl Hüsnü Dağlarca mı alıyor?
Yeprem Türk
YANİ
Batı iki
yüz yıldır Doğu’ya geliyor. Batı uygarlık; Doğu medeniyettir. Uygarlık ve medeniyet iki ayrı meslektir. Uygarlık iki
asırdır medeniyete giriyor.
Giriyor da ne yapıyor?
***
Modern
tarihi, klasik tarihimizi yok etmek ve unutturmak için yeniden
yapılandırıyor.
***
Atalarımızla
çektirdiğimiz dünya resminden atalarımızı kesip alıyor.
Ruhumuzu
Nurettin Zengi’den, Fatih’ten, Kanuni’den, Selahaddin Eyyubi’den ayrı bırakıyor.
İstanbul ruhuna karşı Paris’i, eski Şam asaletine karşı Guernica’yı veriyor.
***
Biz boyun
eğiyor muyuz? Hayır. Bu onlara dert oluyor; onlar da maneviyetimizi, şehirlerimizi yakıp yıkıyorlar bu da
bize dert oluyor.
Yeprem Türk
Çiçekler
Bedir Gazası’nın kaşındaki çiçek
Malazgirt Harbi’nın kaşındaki çiçek
Kurtuluş Savaşı’nın kaşındaki çiçek*
15 Temmuz Direnişi’nin kaşındaki çiçek
...
Daha da devam edecek. Aynı çiçek.
Biz dünya ile ahret; Batı ile Doğu; yer ile
gök arasında yaşamaya alışkın bir milletiz. Bunları vatan topraklarımızda
harmanlamışız. Bu duyarlık ve kavilikle birçok çığırlar açmış, çokça direnişler
göstermişiz. Bunlardan biri de 15 Temmuz Direnişi’dir.
Milletimize direniş, bu sebeple ekmek gibi su
gibi gelmiştir. Onun tabiatından bir özellik haline varmıştır. Bu nedenle
Malazgirt Gazası, Kurtuluş Savaşı, 15 Temmuz milletimize doğal bir unsur
benzeri yakışmıştır.
Bir gece dediğin nedir ki? Bir kaşıkçık
vakittir? Ama 15 Temmuzda aynı gece uzamış ve derinleşmiştir. Tarihine kutlu bir
mana kazımıştır. Bu mananın ilk cümlesi boğaz köprüsünde başlamış son cümlesi ise
Filistin’de tamamlanmıştır.
15 Temmuz Direnişi, milletimiz için bir
yükseliş hareketidir. Türkiye’nin açılan ilk kanadıdır. Ruhuyla, insanıyla,
jeopolitik konumuyla ilk uçma denemesidir.
15 Temmuz Direnişi’ni halkımız canı gönülden
yaşamıştır. Tam kalbinden hissetmiştir. Bazı siyasi çevreler ise dışarıdan,
kabuktan. Bazı bürokrasi çevresi 15 Temmuz ruhundan, kendi madeninden ayrı
düşmüşlerdir. Ah bir bilseler nereye düşmüşlerdir.
*Engin Günçe
Yeprem Türk
DEĞİNME
Rahmetli Şefik Can, Mevlana İle
Bir Ömür* adlı eserde, Ne olursan ol yine
gel rübaisinin Mevlana’ya ait olmadığını söyler. Bu eser ne yazma ne de
basma nüshalarda vardır, diye de ekler.
İran Şiiri Antolojisini* okurken gördüm. O
rübai bir İran şairinin eseri olarak takdim ediliyor. Şiir Ebu Said-i Ebu’l-
Hayr’ındır.
...
Yine gel, yine gel; ne olursan ol, yine gel
Kafir, ateşperest, putperest olsan da yine gel
Bizim dergahımız değildir umutsuzluk dergahı
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel
*Sufi Yay., Sezaik Küçük, Ocak 2008.
* Mehmet Kanar, İran Şiiri Antolojisi
Adem Kalan
16 Ekim 2016 Pazar
Degini
Fayrap’ın 15 Temmuz Özel
Sayısı, yine de değerli bir sayıdır. Bu nüshada, 15 Temmuz ruhu şiirden çok nesirle
anlatılabilmiş. Elbette 15 Temmuz ruhu nesir ruhu değil bir şiir ruhudur.
Hızırla Kırk Saat, Taha’nın Kitabı (Sezai Karakoç) Şehidet'in Erken Günlerini Anarak (Hakan Arslanbenzer), Diri (zafer Acar) gibi.
Dergideki Şiirlerin üzerinde oturmamışlık hakim. Dil başka yani ruh
başka. Hakan Arslanbenzer, hem ruh hem
deyişçe 15 Temmuz ruhunu yakalamış.
Diğer metinler hak- entelektüel- şair
üçgeninde zihin aydınlatıyor.
Bu sayının en büyük zaafı ‘Tekbir ve
Küfür’adlı metindir. Tekbir ve Küfür eş zamanlı övülmüş durulmuş. Bizde
Tekbirin durduğu yerde küfür olmaz. Biraz insaf, adalet, nezaket.
Tekbir ve Küfür nerede yan yana gelmiştir?
Bedir’de, Malazgirt’te, Çanakkale’de? Ki 15 Temmuz’da dip dibe olabilsin. Tekbir
ve Küfür yakıştırması milletimize bir iftiradır.
Adem Kalan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



