Salih Yalçın
11 Temmuz 2014 Cuma
ORTANCA KIYAMET: NESİL BİTİMİ
7 Temmuz 2014 Pazartesi
ÖYKÜCÜDEN VE HİKAYECİDEN ANA AKIMDA ÖNCÜ OLMAZ
Edebiyat, bizde
atılımını şiirle ya da şairle yapar. Aslında fikir de bu çerçeve içinde doğar,
gelişir. İslam milleti, atılım ve ufuk ihtiyacını böyle görür. Öykücü ya da
hikayeciden geniş çaplı bir estetik ya da düşünce atılımı beklenemez. Rotayı değiştiremez,
bir havuz yapamaz, öykücü. Günümüzde çoğu hikayecinin bir düşünce tarafı da
vardır. Ama bizim edebiyatımız, merkez kürsüyü hiçbir zaman hikayecilere ve
öykücülere vermedi. Hikayeci, öykücü biraz da şairin arkasından gelen izcidir. Şiirin
izlerini takip eder hikayeci. Edebiyatı genelce bir dönüşüme soktuğu pek görülmemiştir, öykücünün. Hikayeci tarafı
buna engeldir. Ağırlık, olay örgüsü üzerine doğrudur, öyküde. Ütopya eserlere
ne demeli? Derseniz. Mesela George Orwel’in 1984’üne. Batı’ nın nesir alanında
böyle bir kabiliyeti var. Bu da sınırlıdır. Batı ütopyası’nın ya da kurmacasının karşılığı
gene de bizde Binbir Gece masallarına denk gelir. Ve Batı’da dil babaları bugün, Dante, Shakespeare şeklinde bilinir. Bizde
ise Yunus. Cami kürsülerinde araya sıkıştırılan cümleler şair dizeleridir,
genelde. Çünkü öykü, şiir kadar inatçı, bulucu, serdengeçti, milletin beygiri
olamıyor. Hele bu, bizde imkansız gibi bir şey. Hikayecilerin geçmiş akım ve
mantıkla iş kotarmaları bu fikrimizi desteklemeye yeter. Bir arkadaşıma
hikayeciden ana akım üstadı olmaz dediğimde alınmıştı, arkadaş. Bana hak
vermesi biraz süre aldı. Hele bir şaire, hikayecinin üstat olması, düşünülemez
bir şey.
YEPREM TÜRK
3 Temmuz 2014 Perşembe
YEŞİL DEĞNEK: İSLAMCILIK
İslamcılık
hareketinin geldiği son aşamanın adı, milletimizi kültürüyle birlik yok etme
operasyonudur. İslam için tek medeniyet tek devlet bahanesiyle sivil halkın tarihten
gelen ananelerini silmeye ant içmiş, İslamcılık. Oysa bilinmeli, tek başına
medeniyet diye bir şey yoktur. Medeniyet, kültürlerin bileşkesinden doğar.
Havuzdur. Bu havuzun suyu, kültürlerdir. Yerelliklerdir. Karşı konulan bu
kültürler, İslam yaşantısı içinde husule gelir. İslam’ın hayat alanıdır,
bunlar. Bunlar kaybolursa, orada önce insan, sonra İslam yaşantısı
buharlaşacaktır. İslamcılık, bütün bunları es geçti. Sivil halkın olağan
yaşantısı içinde edindiği deneyimleri gericilik saydı. Aslında başımıza
İslamcılık, Avrupacılık gibi geldi.
Özellikle halkın yaşattığı derin değerleri yererek, hatta onları bir
ayrımcılık vasfına büründürerek Avrupa zihniyetinde bir işlev gördü.
Bu açıdan, halka bakış itibariyle Kemalist zihniyetin bir başka versiyonu
olarak hareket ediyor. Elinde, halkı güden apaçık Batıcılık gibi bir şeyi yoktur
İslamcılığın. Ancak kendine has başka
bir aracı vardır. Bunun adı da ‘yeşil değnek’tir.
İslamcılık
bir değnektir. Ve bunu da yontmuş bir el elbet vardır. Bu yeşil değneği tutan el kimindir? Buna cevabı,
metnin sonunda vereceğim. Çünkü orada bir akıma işaret etmem gerekiyor.
İslamcılığın kaynağı neresidir orayı göstereceğim. İslamcılıkta vatan kavramı pek yoktur,
bilirsiniz. Vardır da insana ayıp olmasın nispetinde vardır. İslam’ı nerede
yaşayacağınıza dair sorun da burada belirir. Bu kavramın, yıllarca altı
boşaltılmaya çalışıldı, İslamcılar tarafından. Ve vatan kavramı hezimete uğratılınca Doğu’da, bu
kavramın yeri kapitalizmin varlığıyla doldurulacaktır. Avrupa baronlarının son yayınladığı ve daha
birçok küçük devletin yolda olduğu
izlenimi yaratan haritalara bakarak söylüyorum. Petrol kuyularının olduğu yer vatandır,
artık. Bu siyonizmin kaçıncı aşamasıdır, sonrasında nasıl bir aşama var bilmiyorum. Ancak bunu kestirmek de o kadar
zor değil. İslamcılığı biçimlendiren el, son olarak, bir kale vazifesi görerek Doğu'yu koruyan, Batı’nın Doğu üstündeki hakimiyetini kıran Anadolu’yu İslamcılıkla zayıflatmayı
deneyecektir. Aslında bu herkesi kendi meşrebiyle kabul etmeye hayır diyen,
insanları alabildiğine dönüştürüp, yarına cascavlak çıkarmak isteyen, yüzyıllık
bir projenin ismidir. Doğu’nun çoğulcu tabiatına meydan okuyan, medeniyet
halısındaki tüm renkleri havaya uçuran, orada bir uzay boşluğu yaratmak
isteyen, Paramiliter düşüncenin bir ayağıdır, İslamcılık.
Yeprem Türk
1 Temmuz 2014 Salı
NEO-EPİK ŞİİR YA DA NAM-I DİĞER ANADOLU HAREKETİ
Değişik açılardan her daim İslam milletinin önünü
açan şiirin, modern çağda, değişik akıl
sahipleri tarafından artık bu görevine son verilsin isteniyor. Sırf bu yüzden,
dün de II.Yeni hareketini yok saymıştı aynı kafa. Ancak nafile bir çabadır, bu. Şiir görevini
yapmaya devam edecektir. Türk şiir tarihinde bu görevi gören akımlardan bir
tanesi de Neo-epik şiir akımıdır. Neo-epik şiir ile Türkiye’nin kıpırdanışı
aynı zamana denk gelir. Ve bu boşuna değildir. Geleceğin silüetini şiir verir,
bizde. Epiğin, neo-epik şiirle, modern hayata tekrar doğrudan girişi ve
Türkiye’nin belli açılardan kıpırdanışı ayrı şeyler olarak düşünülemez.
Doksanlarda Türkiye ve şiir birlikte bir dönüş yaşamışlardır. Anadolu insanı,
burjuvanın siyaset üzerindeki etkisini kırarak Türkiye’nin canına nasıl can
katmışsa, şiire de bu ruhu Neo-epik şiir akımı üflemiştir. Aslında bu açıdan
bakılırsa, birçok alanda, temelde bir Anadolu devrimi yaşanmıştır, ülkemizde.
Neo-epik akım da, bir Anadolu şiir akımıdır, nihayetinde. Bir Anadolu
hareketidir.
(Kuruluş Dergisi sayı 4'ten)
Yeprem Türk
25 Haziran 2014 Çarşamba
SAYI 4 TEMMUZ AĞUSTOS 2014
BU SAYININ ÇEKİRDEK ANLAM ÖZETİ : İSLAMI YAŞAMAK, AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZA BAKMAK ve DÜŞÜNCE ÜRETMEK, İNSANIN ve UFKUN ÇEPERLERİNİ AÇIYOR.
Y.T.
24 Haziran 2014 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


