10 Şubat 2026 Salı

TÜRK ŞİİRİ 2025 YILLIĞI

 


16. 02. 2026 (Pazartesi) tarihinden itibaren dağıtılacak. Kadıköy ve Üsküdar'da İskele büfelerden temin edilebilir.

YENİ ŞİİR KİTABI / Lo Lo

 



Kuruluş Dergisi Yayımları / 15

Şiir 


16. 02. 2026 (Pazartesi) tarihinden itibaren dağıtılacak. Üsküdar İskele Büfe'den de temin edilebilir.




14 Ocak 2026 Çarşamba

Eşref'i-mahlûkât Fikrinden Bir Tür Faşizm İnşa Etmek

 Henüz yeni yılın ilk haftası. 05. 01. 2026. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İstanbul genelinde, okulların bahçesinde ve çevresinde kedi bakmayı ve beslemeyi yasaklayan bir yönetmelik yayımlamış. Daha yakın vakitlerde, yanlış bir algıyla topluma servis edilen bir yasa süreciyle sokak hayvanlarını telef eden resmi güruh,  gene, anlaşılan o ki bu hayvancıkların tepesine çökme ihtiyacı hissetmiş. Epey süredir, halkın yüzyıllar içinde edindiği, biriktirdiği kadim hikmetten ayrı bir hayat biçemi edinen bürokratik Türkiye; bir türlü anlamadığımız bir refleksle sokak hayvanlarına karşı acımasız bir savaş yürütüyor. Bunu da modernleşme ve ilerleme gibi bir kisvenin altına gizleyerek tabii. Ve bu tutumu oldukça tuhaf karşılıyorum. Bizim bir kediden anladığımızla Batılı ve modern addedilen bir insanın kediden anladığını oldukça farklı buluyorum çünkü. Bin yıllardır evlerimizde, okullarımızda ve camilerimizde onlarla birlikte yaşayan bir halk olarak kedilere beslediğimiz duygulardan ve varlığa doğru geliştirdiğimiz nazar ve değerler silsilesinden oluşan bir birikimimiz var. Ve bu irfan, bizim kedilere ve diğer hayvanlara karşı olumsuz bir tavır sergilememizi engellemektedir. Üstelik bu konuda Batı’nın kedilerden arındırılmış kentlerini örnek alacak değiliz. Biz öncelikle kuş ve kedi medeniyetiyiz. Ve ayrıca biz Türklerin hayvanlarla, doğayla, toprakla kurduğu ilişki türü diğer toplumlardan her zaman farklı olmuştur.

 

Bir Türkmen duası da şöyledir :


Tanrım ,

İlk önce :

Dağa taşa ver ,

Ormana ,

Hayvanlara ,

Suya ver .

Ondan sonra :

İnsanlara ,

Kapı komşuya ,

Muhtaç olana ver .

Kalırsa ,

En son bana ver .!


Bizi idare edenlerin böylesi bir gelenekten haberdar olmamasını düşünebilir miyiz? Türkiye’de idare sanatının kimlere verildiğini göz önüne alırsak her şey mümkündür, deyip geçebiliriz bu soruyu. Maazallah öyle teknokratlarımız ve idarecilerimiz var ki,  irfan ve vicdan hafızası bakımından ömre bedeller!  Eninde sonunda sokak hayvanlarıyla Türkiye’yi karşı karşıya getirme becerisini sergileyebiliyorlar.

Oysa kedi denen mahlûkat ne sevimsizdir ne vahşidir ne de pis bir hayvancağızdır. Temizdir.  Tahirdir. Peygamberimizin yarasını iyi edecek denli de bir yerde şifacı bir özelliğe sahiptir. Azıcık dikkat edildiğinde, insana ondan bir hastalık ya da zarar verici bir şey gelmez. Yaratılış bakımından gerçekten de yer yer hassas bir ruha ve doğaya sahiptir, kediler. Onların yerleri evimizdir, bu olmasa bahçelerimizdir, sokaklarımızdır. İnanıyorum ki toplumun kahir ekseriyeti böyle düşünüyordur.

Sağcı- İslamcı hükümetin bu konuda, daha önce ittihatçıların yaptığı gibi kaba bir tavır nümayiş etmesini kınıyorum. Hayvan dostlarımıza eziyet veren, onlara gereken yaşamsal saygıyı göstermeyen her türlü ideolojiyi, siyasi görüşü tiksinti verici buluyorum. Ve enteresan ki sokak hayvanları söz konusu olunca seküler, laik vatandaşlarımızın ecdadımızın yüce görgüsünü kuşandıklarını lakin muhafazakâr ve İslamcıların modernliği ve Batı’yı referans alarak kedilere ve köpeklere zulmettiklerini görüyorum. Ve Türk solunu da sokak hayvanlarına gösterdiği merhametli çabasından dolayı kutluyorum. Bu nevi şeylerde solun vicdanını ve kavrayışını daha temiz buluyorum. İkisi arasında ne de olsa eşref'i-mahlûkât (mahlûkâtın en şereflisi) düşüncesinde farklılıklar var. Hani diyorlar ya insana değer vermeyenler hayvana kıymet veriyorlar. Oysa böylesi saplantılarla doğan muhakeme, zihni battal eder. Ve eşref'i-mahlûkât mefhumundan varlıklar arası bir faşizm ortaya çıkarır. Sanırım son zamanlarda yaşanan bu çeşit olay ve durumlardan dolayı Türkiye’de eşref'i-mahlûkât fikrinin kan ve taraftar kaybettiğini savlayabiliriz. 


Ve son tahlilde yine elbette protesto edeceğiz, doğruyu ve hakikati karşılamayan bu doğrultudaki yasaları, yönetmelikleri. Kediciklerimizi sokaklarda, kamu kuruluşlarında ve çevresinde gözetmeyi, beslemeyi sürdüreceğiz. Bu meyanda Peygamberimizi, milletimizin kadim irfanını kendimize rehber eyleyeceğiz.

İktidarın ve mensuplarının Türk yaşamına yabancı bu tafra ve tavırları gelir geçer, bir yerde son bulur ancak kedilerle dostluğumuz bâki kalır. Peygamberin kut verdiği, sırtın yere gelmesin dediği bu güzel ve tatlı hayvancıkların arkasını, milletimizdeki derin kavrayış ve merhamet olduktan sonra kimse yere seremez.

 Bir kötülüğe ve kabalığa muttali olduğumda aklıma gelir. Ne demişti İzzet Yaşar. Ve Gülten Akın. ‘Yaşamak incelik ister.’ ‘Ah, kimselerin vakti yok / durup ince şeyleri anlamaya.



Yeprem Türk